13.10.2026 – 07:00 | Son Güncellenme: 13.10.2026 – 07:13
DİDEM SEYMEN – Kalp damarlarında yıllarca belirti vermeden ilerleyen plaklar, genetik riskler ve kontrol edilmediğinde kolesterol, genç yaşlarda da kalp krizine yol açabiliyor. Kardiyoloji uzmanı Prof. Dr. Timur Timurkaynak, erken yaşta risk değerlendirmesinin önemine dikkat çekerek ilk kardiyovasküler risk profilinin 18 yaşında belirlenmesini öneriyor. Genç olmanın kalp krizi riskini ortadan kaldırmadığını belirten Timurkaynak, kalp sağlığını korumanın yollarını, gözden kaçan kalp krizi belirtilerini ve spora başlamadan önce dikkat edilmesi gerekenleri konuştuk.
Ölümlerin nedenleri arasında genetik ve doğuştan gelen hastalıklar, özellikle kalp kasında kalınlaşmayla seyreden kardiyomiyopatiler bulunuyor. 30 yaşından sonra koroner damarlardaki aterosklerotik değişiklikler de daha belirgin hale gelebiliyor. Vietnam Savaşı sırasında hayatını kaybeden 18‑20 yaşlarındaki askerlerin otopsilerinde bile kalp damarlarında kolesterol birikimlerinin başladığı görülmüştü. Bu, damar sertliğinin çok genç yaşlarda başlayabileceğini gösteren önemli bulgulardan biri.
30 yaşındaki bir kişi, sağlık kontrolünden geçmeden ve ailesinden gelen genetik riskleri bilmeden, özellikle sağlıksız bir yaşam tarzına sahipse aniden yoğun egzersize başlayabilir. Kalp damarında yüzde 20‑30 oranında darlığa yol açan bir plak, belirti vermeden bulunabilir. Plağın yüzeyi yırtıldığında içeriği kanla temas ederek pıhtı oluşumunu tetikleyebilir. Oluşan pıhtı damarı aniden tıkayarak kalp krizine neden olabilir. Böylece daha önce hiçbir şikâyeti olmayan ve kalp damarında ciddi bir darlık bulunmayan bir kişi de kalp krizi geçirebilir.
Ölümcül kalp krizinde damardaki tıkanıklığın yeri önemli mi? Evet. Kalbi besleyen ana damarlardan birinde, özellikle başlangıç bölümünde tıkanıklık oluşması ölümcül sonuçlara yol açabilir. Daha küçük bir yan dalda ya da damarın uç kısmında meydana gelen tıkanıklık da kalp krizine neden olabilir, ancak her zaman ölümle sonuçlanmaz. Bütün bunlar, 30 yaşına kadar biriktirdiğimiz kötü yaşam alışkanlıklarının ve aileden gelen risklerin sonucu olarak ortaya çıkabilir. Genç olmak, kalp krizi geçirmeyeceğimiz anlamına gelmiyor.
Kan testleriyle kalp krizi, pıhtılaşma ve felç riskini artırabilecek bazı genetik ve metabolik faktörleri değerlendirebiliriz. İnsülin direnci olup olmadığını ve inflamasyon göstergelerinden biri olan CRP düzeyini ölçebiliriz. Damar yapısını değerlendirmek için görüntüleme yöntemlerinden de yararlanırız. Şah damarlarının ultrasonografisiyle damar duvarındaki kalınlaşma ve plak oluşumu incelenebilir. Karın aortunun görüntülenmesiyle bu damardaki plaklar değerlendirilebilir. Halk arasında “sanal anjiyo” olarak bilinen koroner BT anjiyografiyle de kalp damarlarındaki kalsiyum birikimi ve darlıklar araştırılabilir. Bu değerlendirmeler, damar sağlığı ve kalp‑damar hastalığı riskinin belirlenmesine yardımcı olur.
Bir hastanın riskli ya da çok yüksek riskli olduğunu nasıl değerlendirirsiniz? Hastalarımızı risk faktörlerine ve tetkik sonuçlarına göre risk gruplarına ayırabiliyoruz. Burada önemli faktörlerden biri de lipoprotein(a) yüksekliği. Şah damarında ciddi darlık bulunan veya koroner kalsiyum skoru 400'ün üzerinde olan hastalar çok yüksek riskli grupta değerlendirilebilir. Kalsiyum skorunun 0‑100 arasında olması düşük, 100‑400 arasında olması orta, 400'ün üzerinde olması ise yüksek riskle ilişkilendirilebilir. Binlerin, hatta iki binlerin üzerinde kalsiyum skoruna sahip hastalarımız da oluyor. Skor yükseldikçe risk de artıyor. Ancak hastanın tam olarak hangi gün, hangi saatte bir olay yaşayacağını öngöremeyiz.
Ailesinde bilinen bir kalp hastalığı olmayan kişiler ilk kardiyoloji muayenesini kaç yaşında yaptırmalı? Çocuk hekimleri gençleri 16‑18 yaşına kadar takip ediyor. Bu süreçte kalp hastalığı veya genetik risk şüphesi varsa lipoprotein(a), kolesterol ve kan şekeri gibi değerler değerlendirilebilir. Ailede bilinen bir kalp hastalığı olmasa da bazı riskler bulunabilir. Kan şekeri de önemli bir risk faktörüdür. İlk kardiyovasküler risk profilinin 18 yaşında belirlenmesi önemlidir. Kalp hastalıklarını tanıyabiliyor, tespit edebiliyor ve yönetebiliyoruz. Bu nedenle “Bu çağda kalpten ölünmez” cümlesini güvenle söyleyebiliyoruz. Yönetemediğimiz şeyler, kontrol etmediğimiz ve önemsemediğimiz risklerdir. Riskleri ne kadar erken belirlersek kişinin durumuna uygun bir yaşam tarzı oluşturabiliriz. Böylece “Kalp hastalığı kader olmamalıdır” ilkesini hayata geçirebiliriz. Amacımız, önlenebilir kalp krizlerini ve kalp hastalığına bağlı ölümleri azaltmak.
İlk değerlendirmeden sonra kontroller kaç yılda bir yapılmalı? Kalp‑damar hastalıkları açısından risklerin erken yaşta değerlendirilmesi çok önemli. Takip aralıkları kişinin risklerine göre belirlenmeli. Ciddi bir risk faktörü bulunmayan, sağlıklı yaşayan, düzenli spor yapan; tansiyon, kan şekeri ve kolesterol değerleri normal olan bireylerde iki yılda bir kontrol yeterli olabilir. Yüksek riskli grupta ise yılda bir kontrol önerilmektedir.







