Abdullah Aren Çelik'in beşinci romanı “Kimseler Beklemezken”, Everest Yayınları tarafından basıldı. Kitap, Cem Karaca'nın “Bekle Beni” şarkısının sözlerinden ilham alarak adlandırıldı.

Yazar, her eserinde toplumsal yaraların derinliklerine inmeyi ve okuyucuyu farklı karakterlerle yeni maceralara sürüklemeyi amaçlıyor. “Kimseler Beklemezken”de de bu yaklaşım devam ediyor.

Roma'nın ilk bölümlerinde, bir kişinin dört kişiyi vahşice öldürdüğü bir hesaplaşma anlatılıyor. Bu sahne, insanın karanlık yönünü ve içindeki kin, öfke duygularını gözler önüne seriyor.

Sonra gazeteci Derin ortaya çıkıyor. Doğru davranışın her zaman ödül görmediği dünyada, Derin'in haberleri bazı kesimlerin sinir uçlarına dokunuyor. Annesini tek başına mezara koyduğu sırada, kimsesizliğin ve yalnızlığın çukuruna düşüyor.

Derin, günümüz aşk ilişkilerinin zehirli dünyasında kapana kısılmış bir halde. Erkek arkadaşı Alper, ilişkinin bittiğini kabul edemeyip Derin'i daha da bunalıma iter. Aynı zamanda evinin birileri tarafından alt üst edildiğini fark ediyor.

Yıllarca babasının akıbetini merak eden Derin, karşısına hayatının gizemli boşluklarını dolduracak bir ipucu çıkar. Bu ipucu onu Artvin'e bir yazar evine götürür.

Onur ise başarılı ve fiziksel olarak dikkat çekici bir yazar olarak tanıtılıyor, fakat evliliğinde çıkmaz yaşa. Evde nefes alamamakta ve kendini kapana kısılmış gibi hissetmektedir.

Onur için Artvin'deki yazar evine yapılacak yolculuk, yazamayan bir yazar için kaçınılmaz bir keşiftir. Derin Artvin'e vardığında gizli bir şekilde yazar evine sızar.

Reşat, romanın beyin tümörü olan karakteri, ölmeden önce “son büyük eserim” dediği eseri kış bahçesinde yazmaya devam eder. Onur ve Derin, yazar evinde birbirlerine güvenmeye başlar.

Reşat'ın ortaya attığı siyasi kimliği ve geçmişi, Onur ve Derin'in dikkatini çeker. Derin'i takip eden adam ve Reşat'ın anlattıkları, Derin'in babasının akıbetiyle ilgili soruları gündeme getirir.

Roman, okuyucuya sade diliyle derin bir kurgu sunarken, coğrafyadaki faili meçhul olaylara da ışık tutar. Edebiyatın iyileştirici gücüne değinen eser, döneme damga vuran isimlerin acımasız eylemlerinin sonuçlarını çarpıcı biçimde gözler önüne serer.