Bir kediyle aynı evi paylaşmak, her an iletişim kurmayı ya da sürekli ilgi göstermeyi gerektirmeyen bağımsız bir arkadaşlık sunuyor. Kedi sahipleri kitap okurken, çalışırken veya dinlenirken evcil hayvanlarıyla aynı mekânı sakince paylaşabiliyor. Peki, kedilere duyulan ilgi ile insan kişiliği arasında gerçekten nasıl bir bağlantı var? Anthrozoös dergisinde yayımlanan dikkat çekici bir araştırma, bu soruya yanıt veren çarpıcı bulgular ortaya koydu.

Araştırmada 4 bin 565 katılımcının kişilik özellikleri, psikolojide Büyük Beşli olarak bilinen model üzerinden incelendi. Bu model; dışadönüklük, uyumluluk, sorumluluk, duygusal dengesizlik ve deneyime açıklık gibi boyutları değerlendiriyor. Katılımcılardan kendilerini köpek sever, kedi sever, her iki hayvanı da seven veya hiçbirini tercih etmeyen kişiler olarak tanımlamaları istendi. Elde edilen sonuçlar, hayvan tercihleri ile bazı kişilik özellikleri arasında farklılıklar bulunduğunu gösterdi.

Araştırmaya göre kendisini kedi sever olarak tanımlayan katılımcılar, köpek severlere kıyasla dışadönüklük özelliğinde daha düşük puan aldı. Buna karşılık hayal gücü, entelektüel merak ve yeni deneyimlere açıklıkla ilişkili özelliklerde daha yüksek puanlar görüldü. Köpek severler ise dışadönüklük, uyumluluk ve sorumluluk boyutlarında daha yüksek; deneyime açıklık ve duygusal dengesizlik boyutlarında daha düşük puanlar elde etti. Dışadönüklük puanının düşük olması, kişinin insanlarla iletişim kurmaktan hoşlanmadığı veya yalnız yaşamak istediği anlamına gelmiyor; içe dönük kişiler de güçlü ilişkiler kurabiliyor.

Kediler, köpeklerden farklı olarak genellikle daha bağımsız bir günlük yaşam sürdürebiliyor. Bu durum, evde sakin vakit geçirmeyi seven kişiler için kediyle yaşamayı cazip hale getirebiliyor. Bir kedi, sahibi çalışırken uyuyabiliyor, kitap okurken yanına uzanabiliyor veya aynı odada kendi hâlinde vakit geçirebiliyor. Böylece sürekli iletişim kurma ihtiyacı olmadan bir canlıyla aynı ortamı paylaşmak mümkün oluyor.

Çalışma, kedi sahiplerinin daha yalnız olduğunu veya kedilerin insan ilişkilerinin yerini aldığını kanıtlamıyor. Bulgular, katılımcıların kişilik özellikleri ile hayvan tercihleri arasındaki istatistiksel farklılıklara dayanıyor. Ayrıca araştırma, kişilik özelliklerinin insanları kedi sahiplenmeye yönelttiğini ya da kediyle yaşamanın kişiliği değiştirdiğini doğrulamıyor. Sonuç olarak kedileri sevmek, tek başına içe dönük bir kişiliğe sahip olunduğunu kanıtlamıyor.