Arts Council England'in 80. yıldönümünü kutlayan yeni kitap, kuruluşun yalnızca yarı hikayesini anlatıyor.

Kitap, “kreatifliğe kamu yatırımıyla 80 yıl” temasıyla sunulmuş olsa da, gerçek Arts Council England'in tarihini kapsamlı bir şekilde ele almıyor.

1946'da Great Britain Arts Council olarak kurulan kuruluşun 80 yıllık yolculuğu, başkanlık görevini yedi yıl süren Nicholas Serota'nın ayrılışı ve onun giriş niteliğindeki tanıtımıyla vurgulanıyor.

Gerçek Arts Council England'in tarihini anlatmayan bu eser, bölgesel sanat kurullarının ortadan kalkmasına yol açan krizleri, Ulusal Loteri'nin etkilerini ya da 2010'dan itibaren artan finansal sıkıntıları hiç dile getirmiyor.

Yerel yönetimlerin finansman kaybı, Tory sanat bakanı Nadine Dorries'nin faaliyetleri, 2025 raporuna dayalı “Let's Create” stratejisinin terk edilmesi gibi kritik konular da eksik.

Kitap, 16 makale ile okuyucuya Arts Council England'i “iyi bir şey” olarak sunan yazarları bir araya getiriyor; yıllık yaklaşık bir milyar pound dağıtan bu kurumun iyi yönetildiği iddiası ise tartışmalı.

Serota'nın “bölümümüzün sağlığı paraya bağlı” açıklaması, sanat sektörünün finansal durumunun acımasız gerçeklerini göz ardı etmiyor.

İngiltere, Avrupa'da sanat finansmanı konusunda Yunanistan'ın ardından ikinci sırada yer alıyor.

Birmingham Royal Ballet'in direktörü Carlos Acosta, bale dünyasının ana izleyici kitlesinin küçüldüğünü ve yerine bir şeyin gelmediğini belirtiyor.

National Numeracy'nin elçisi Bobby Seagull, kütüphanelerdeki yönetimimizin “başarısız” olduğunu vurguluyor.

“Aşırı düşük değer verilen” sanat merkezleri üzerine yapılan tartışma, son 20 yılda bu merkezlerin çoğunun alanını kaybettiğini gösteriyor.

Royal Shakespeare Company'de yaratıcı öğrenim direktörü Jacqui O’Hanlon, 2026'da her çocuğun, geçmişi ne olursa olsun, sanatı deneyimleyip potansiyelini gerçekleştirebileceği evrensel bir sistemin hâlâ bulunmadığını soruyor.

İki katkıda bulunan yazar, tarihsel bir bakış açısıyla, 1976'da yayınlanan “The Arts That Britain Ignores” raporunu inceleyerek, sanat danışmanı Amanda Parker'ın, “topluluk sanatına” verilen vurgu sayesinde “patrician, paternalistic, quasi-colonial view”un günümüze kadar sürdürdüğünü iddia ediyor.

Bu görüş, 2010‑2020 yılları arasında, düzenli olarak finanse edilen (National Portfolio) kuruluşların %3'ten azının Kara, Asyalı veya azınlık liderliğindeki gruplara ayrıldığını gösteriyor; “finansman kararları hâlâ değerlendirilen toplulukları tanımayan bireyler tarafından alınıyor.”

Engelli sanatçıların durumu da benzer şekilde ele alınıyor; Unlimited'in direktörü Jo Verrent, “Britanya nüfusunun %25'i bir tür engelle karşı karşıya” diyerek, sanat sektörünün engelli sanatçıları sistematik olarak dışladığını ve bu durumun yorgunluk yarattığını belirtiyor.

Barclays'in başkanı Nigel Higgins, sanat finansmanının ekonomik bir argümanını sunarken, “şiirleri başkalarına bırakmak” diyerek, konuyu farklı bir bakış açısıyla değerlendiriyor.

Kitabın son bölümü, 2015'den beri görevde olan ACE başkanı Darren Henley'in, “Mükemmellik. Herkes İçin. Her Yerde.” başlıklı yeni sloganıyla ülke genelinde yaptığı gezileri anlatıyor; ancak “mükemmellik” kavramını tanımlamaktan kaçınıyor.

Kaynak: