ANAYASA Mahkemesi (AYM), eğitim hakkının ihlali olarak gördüğü iki lise öğrencisine 50'şer bin lira manevi tazminat ödenmesine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verdi.
Karar, 2024 yılında R.N.D.’nin “yönetici ve öğretmenlere sözlü saldırıda bulunduğu ve tehdit ettiği”, 2023 yılında ise M.R.’nin “sosyal medya paylaşımlarında başka bir öğrenciyi tehdit edici ifadeler kullandığı ve hakaret ettiği” gerekçesiyle uygulanan okul değiştirme disiplin cezalarını iptal etti.
İki öğrenci, olay tarihindeki Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği'ne dayanarak verilen cezaların iptali için açtıkları davaları idare mahkemeleri reddetti. AYM'ye bireysel başvuru yapan öğrenciler, mahkeme tarafından yeniden yargılama ve tazminat kararıyla karşılandı.
AYM, 42. maddede güvence altına alınan eğitim hakkının ihlal edildiğini belirterek, disiplin cezalarının yalnızca Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği'ne dayandırıldığını ve öğrencilerin hangi eylemler nedeniyle hangi cezalarla karşılaşacağını belirleyen yeterli kanuni düzenlemenin bulunmadığını vurguladı.
Karar, disiplin cezası verilemeyeceği anlamına gelmiyor; ancak eğitim hakkını sınırlayan cezaların suç ve yaptırım çerçevesi kanunla belirlenmesi gerektiğini ifade ediyor. Benzer durumda okul değiştirme cezası verilen öğrenciler için de emsal niteliği taşıyor.
AYM, ikinci kararıyla 1989'daki çalışmasının sigorta başlangıcı sayılmasını isteyen Kadriye Şendir'in sunduğu benzer Yargıtay kararlarının dikkate alınmadığını adil yargılanma hakkı ihlali olarak değerlendirerek, sigorta başlangıç tarihinin tespiti için açılan davalar açısından önemli bir hukuki güvenceye dikkat çekti.
Ayın son bölümünde, Ankara Haymana'ya bağlı eski Çalış Belediyesi'nde görev yapan memurların 2002‑2014 yılları arasındaki ödenmeyen maaş ve faiz alacakları için başlatılan icra takibinin, belediyenin tüzel kişiliğinin kaldırılması ve borçlarının Haymana Belediyesi'ne devredilmesinin ardından süre aşımı gerekçesiyle reddedildiği belirtiliyor. AYM, bu davalarda dava açma süresinin öngörülebilir olmadığını ve başvuruculara aşırı külfet yüklediğini belirterek, mahkemeleri dosyaları yeniden değerlendirmeye yöneltti.
Bu kararlar, kamu alacaklarında dava açma süresi belirlenirken öngörülebilir ve hukuki güvenliği koruyan bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini vurguluyor.










