Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşuna tanıklık etmiş olan Bilecik, hem tarih meraklıları hem de doğa tutkunları için keşfedilmeyi bekleyen pek çok değer barındırıyor. Eylül ve Ekim aylarında ziyaretçi akınına uğrayan şehir, zengin kültürel mirası ve eşsiz manzaralarıyla dikkat çekiyor.

Bilecik denildiğinde akla gelen ilk durak, şehrin manevi kurucusu Şeyh Edebali'nin adını taşıyan türbedir. 1206-1326 yılları arasında inşa edilen ve Türk kültür tarihinde önemli bir yere sahip olan türbe, ziyaretçilerin yoğun ilgisini çekiyor. Şehir merkezindeki bir diğer önemli durak olan Bilecik Müzesi ise 1874 yılında jandarma evi olarak yapılmış, Kurtuluş Savaşı sonrasında onarılarak günümüzdeki müze kimliğini kazanmıştır.

Doğa ile iç içe vakit geçirmek isteyenler için Küçükelmalı Tabiat Parkı, sunduğu piknik alanları ve doğa yürüyüşü imkânlarıyla öne çıkıyor. Şehir merkezine yakınlığıyla bilinen Pelitözü Gölpark ise 1980'de sulama amacıyla oluşturulmuş, ağaçlandırma çalışmalarıyla bölgenin en huzurlu noktalarından biri haline gelmiştir. Ayrıca, 510 kişilik kapasiteye sahip olan ve gölet içerisinde konumlanan açık hava tiyatrosu, keyifli etkinliklere ev sahipliği yapmaya devam ediyor.

Şehrin şifalı sularını keşfetmek isteyenler Söğüt ilçesinde bulunan Çaltı Kaplıcası'nı ziyaret edebilir. Doğa sporlarına meraklı gezginler ise Türkiye'nin 174. tabiat parkı olan, Frigya ve Roma dönemlerinden izler taşıyan 4 kilometrelik Harmankaya Kanyonu'nu mutlaka görmelidir. İnhisar ilçesinde yer alan 350 metre rakımlı İnhisar Mağarası, Dodurga Barajı'nın mesire alanları ve Kınık köyündeki doğa harikası Kınık Şelalesi, Bilecik'in zengin coğrafyasını tamamlayan diğer önemli uğrak noktaları arasında yer alıyor.