Yetişkinlerin günlük hayatta başvurduğu yalanların neredeyse tamamı, çevrelerini korumak ya da neşelendirmek amacı taşıyor. Olan biten her durumu dürüstçe ifade etmek her zaman mümkün olmuyor; iş yerinde veya duygusal hayatta yaşanan zorlukların çocuklar tarafından bilinmesi istenmiyor. Onların kendilerini güvensiz hissetmesine izin vermemek adına kimi zaman gerçeğin dışına çıkılıyor. Faturalardan veya sorun çıkaran kişilerden bahsedilemeyeceği gibi, çocukların kağıda çizdiği anlamsız karalamaların da kötü olduğu söylenmiyor ve ortaya harika birer resim çıktığı ifade ediliyor.

Sadece koruma amacıyla değil, etrafa söylenen sözlerle de çocuklar yalanın nasıl yapılacağını farkında olmadan öğreniyor. Misafirliğe gidildiğinde beğenilmeyen bir yemek için lezzetli olduğu söyletiliyor, erken kalkılmak istendiğinde ise çeşitli bahaneler uydurularak çocuklar bu duruma alet ediliyor. Bilim insanlarının sosyal yalanlar olarak adlandırdığı, birini kırmamak amacıyla dile getirilen bu ifadelerin, çevreyle olan ilişkiler için bazı faydaları bulunuyor. Bu tür söylemler birine zarar vermek yerine aslında koruma maksadıyla tercih ediliyor.

Yapılan araştırmalara göre çocuklar, yalan söylemeyi üç yaşında öğrenmeye başlıyor. Beş yaşına gelen bütün çocuklar, cezadan kaçınmak amacıyla yalan söyleme becerisini kazanmış oluyor ve aynı zamanda sosyal yalanlara katılma eğilimi gösteriyor. Yedi ile on bir yaş aralığındaki çocuklar ise çevrelerindekileri üzmemek için güvenilir yalanlar üretebilecek beceriyi sergileyebiliyor. Çocuklarda yalan söyleme davranışını ortaya çıkaran duyguların başında ise empati ve şefkat geliyor. Karşı tarafın üzülmemesi ve kırılmaması yönünde güçlü motivasyonlar ediniyorlar.

İnsanların birbirine değer verdiği için gerçeği bükmesi mümkün müdür? Her birey doğuştan yalan söyleme becerisine sahip olabilir mi? Yalan üzerine gerçekleştirilen araştırmalar, doğruları söylemenin kimi zaman zarar verdiğine dair bir inanışın varlığını ortaya koyuyor. Yalan söylemek önemli bir zihinsel gelişim gerektiriyor. Küçük çocuklardaki yalanlar, zihinlerinde oluşan teoriler üzerinde kuruluyor. Düşüncelerini, amaçlarını, isteklerini ve bilgilerini insanlara aktarma becerisinin gelişmiş olması gerekiyor. Zararlı yalanlar söylemek, sosyal yalanlara kıyasla daha kolay geliyor çünkü karşıdaki yetişkinin zihnini okuyamadığını fark etmelerini gerektiriyor ve bu durumda inandırıcı olma ihtiyacı hissetmiyorlar.

Sosyal yalanların zihinsel birer teoriden çok daha fazlasını barındırması gerekiyor. Zor durumdaki bir insanı anlamak yani empati kurmak ve üzülmesini engellemek yani şefkat göstermek bu sürecin temelini oluşturuyor. Ayrıca sosyal yalanlar, sonrasında herhangi bir sorun yaratmayacak biçimde ifade edilmelidir. Sosyal bir yalan söyleyebilmek için insan zihninde dört temel gelişime ihtiyaç duyuluyor: Zihinde teori üretme, empati, şefkat ve olasılıklarla gerçekleri birleştirebilecek hafıza bütünlüğü.

Çocukların yalan söylemesi belirli bir zihinsel kapasiteye ulaşmalarını gerektirse de bu durumun iyi niyetle mi yoksa kötü niyetle mi yapıldığını ayırt etmek önem taşıyor. 2015 yılında ilkokul çağındaki çocuklarla yapılan bir araştırmada, katılımcılara kendi çizdikleri biri çok güzel diğeri çok kötü iki resim gösterilerek ne düşündükleri soruldu. Sorunun yöneltiliş biçimi ise araştırmada değişkenlik gösterdi.

Çocuklardan birine resimler gösterilirken araştırmacı cevabın çok da önemli olmadığını hissettirdiğinde, çocuğun doğru cevap verme oranı artıyordu. Yaptığı resimlerle gurur duyan biri gibi sorular yöneltildiğinde ise çocuklar yalan söylemeye daha fazla yatkınlık gösteriyor ve resimlerin güzel olduğunu belirtiyorlardı. Bu araştırma, çocukların söyledikleri şeyin sonucunda olumsuz bir durumla karşılaşmayacaklarını düşündüklerinde yalan söylemeyi tercih etmediklerini ortaya koyuyor. Karşılarında bir yabancı olsa bile onun ne hissedeceğini önemsiyorlar.

Çocuklarda beyaz yalan söyleme davranışı empati üzerinden gelişiyor. Zihninde vereceği cevabın dürüstlük veya iyilik olmak üzere iki sonucu olacağını düşünüyor. Yedi yaşından itibaren çocukların bu ikilemde kaldıklarında iyiliği seçtiği belirlendi. Bu seçimin temel nedeni ise duygusal ve zihinsel refleksler olarak öne çıkıyor. Toplum içinde iyi, cömert ve merhametli insanlara daha pozitif duygularla yaklaşılıyor.