2024 yılının edebiyat gündemine dair değerlendirmeler, okurlara farklı bakış açıları sunuyor. Roy'a göre son otuz yılda ortaya çıkan yeni paradigmaların referanslarda yol açtığı değişim, yeni bir kültür anlamına gelmiyor. Ona göre normatifliğin bu şekilde yaygınlaşması, kültür kavramında derin bir krizin işareti olabilir.

Kaldellis ise Doğu Roma'nın 1.123 yıl boyunca ayakta kalmasını, kurumlaşmış bir devlet geleneğinin varlığına ve imparatorların halkın onayını aldıkları sürece yönetimde kalabilmelerine bağlıyor.

Bir roman, sonuçta bütün iyi romanların yapması gerektiği gibi sahici bir duygu yakalıyor; bir aileye, bir aidiyete, bir zamana dair. Etkileyiciliği de buradan geliyor.

Agorayı akademiye dönüştüren Sokratik ironinin aksine, Zupančič'in ironik manifestosu, akademi de dahil olmak üzere her yeri agoraya çevirmeyi öneriyor.

Bell, kendi yaşamındaki yıkım ve dönüşüm öyküsünü Berlin'in savaştaki yıkımı ve yeniden doğuşu öyküsüne paralel biçimde kurguluyor. Bell'in yanı sıra Berlin'in sokaklarını ve geçmişini adımladıkça, kentlerin yalnızca suretlerden ibaret olmadığını anlıyor insan. Kokuları ve sesleri olduğu gibi, duyguları da var kentlerin.

İnsanları stereotiplere, kartondan karakterlere dönüştüren ve meseleleri basit bir soruya, özünde iyi miyiz kötü mü, bencil miyiz diğerkâm mı, indirgeyen standart tarih anlatılarının panzehiri işte bu kitap…

Hayatımın Müsveddesi, kâh neşeli kâh hüzünlü yaşam kesitlerini eğlenceli bir kurguya yerleştirmiş bir roman, bir oto-kurmaca. Kahramanları birbirinden renkli.

Onaylı'nın ilk şiir kitabı, dünyamızdaki yerine sanki bu yer çoktan hazırmış ve onu bekliyormuş gibi bir duygu yaratarak yerleşti.

Yeni, hakiki, dürüst ve oyunbaz bir şiir üzerimize atılmış. Taklit değil, yapmacıklı hiç değil, yapılı. Taş üstüne taş koyarak bina inşa eder gibi, kelime kelime, dize dize yükseliyor.

Felsefe entelektüel bir uğraş olsa da öncelikle, dünyanın sorunlarına kulak tıkamadan kendiyle uğraşmaktır.

Roma'nda en sık geçen kelimelerden biri hüküm. Kurumlar, imtiyazlı kişiler ve zadeler, sıradan insanları hükmü altına almaya çalışırken Hagop ve Akabi'nin mücadelesi, zadelerin hükümranlığı karşısında zat olmaya yöneliyor. Roma'nın aşk ideolojisi aynı zamanda bir özneleşme tasavvurunu barındırıyor.

Held, semboller, metaforlar, canlı imgeler ve şiirsel bir dille dolu bir roman. Bu şiirsel yapı, kayıp, sessizlik, tarih ve kimlik gibi temalarla harmanlanıyor.

Didi-Huberman, daha en baştan duygulara dair bilimsel açıklamaları reddediyor ve aynı şekilde, erginlikle gelen duygunun bertarafına kuşkuyla yaklaşıyor. Zira bu bağlamda ilgilenilen şu ya da bu duygunun nedeni değil, başlı başına bir sonuç olarak, nedeni aşan bir sonuç olarak duygudur.

Biyografi yazarının kendini de anlatıya dahil etmesi, saçma bir kadraja girme çabası değil, yoğun işbirliğinin bir göstergesi olabilir. Bu örnekte olduğu gibi. İki kadın arasında gelip giden anlayış, duygu, etki.

Cennette Gibiyim, tanıdığımız yazarın sesini sürdüren bir kitap; ancak ele aldığı mesele nedeniyle sanırım en sert Sibel K. Türker kitabı. İster istemez öfkenin ve şiddetin dilini, bağırmadan da olsa duyuruyor bize.

Dinozorlardan aile evine, 1950'lerden şimdilerin ötesine, doğadan betona ve yine doğaya kavuşan zaman ve zamanın derinliği, çeşitliliği hakkında muazzam bir çalışma bu.

Hahn'ın kitabının önemi, Amerika'da liberal olmayan siyasal geleneği ana akım siyaset eksenine yerleştirmesinde yatıyor.

Kıyamet öncesi hatıralar anlatıyı besledikçe keder her sayfada biraz daha mutlaklaşıyor. Belki de gazap kedere teslim oluyor. Yoksa keder mi sonsuza dek süren? Dünyayı yutan sonsuzluğun adı?

Çargıt'ın Taşınabilir Bulut'u Mayakovski'nin Pantolonlu Bulut'u gibi değil. Yıldırım yüklü değil. Seyir duygusunun yumuşak ve dokunaklı esinleriyle gezinen sakin bir bulut türü.

Cevat Çapan'ın şiiri, tadına kolay varılacak ve sonra da tiryakisi olunacak bir şiir. Bunca yüksek uçuşa karşın, Cevat Çapan ayakları yerden kesilen şairlerden değildir.

Sadece kendi bireylerine eziyet edebilen bir kurum olarak değil, toplumsal bir suç aleti olarak aile: Narin Güran davası. Ve AKP Milletvekili Galip Ensarioğlu'nun, cinayete ilişkin, aile dostları olduğundan bilip de söylememesi gereken şeyler olduğunu alenen belirtmesi…

Alpaslan'ın dili son derece sade. Ancak bir o kadar güçlü imgeleriyle bu sadelik bana Japon edebiyatını ya da Richard Brautigan'ın kitaplarını anımsatıyor.

Kitap, günümüzde kuiro olarak tanımlanan kitlenin Osmanlı toplumundaki konumu hakkında ilginç detaylar içeriyor.

Louis-Ferdinand Céline'in edebi yolculuğunun göz kamaştırıcı ilk durağı olarak niteleyebileceğim Semmelweis, dört dörtlük bir kitap...

Okurda Yakup'un Kitapları'na benzer bir ruh hali yaratan üç kitap: Duvar / Marlen Haushofer, Dünyanın Alacakaranlığı / Werner Herzog, Kurtların Tarihi / Emily Fridlund.