Eylem Ata, 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali'nden senaryo dalında aldığı jüri özel ödülünü kutlarken, “Kaçak Elektrik” öyküsünü film haline getirmenin zorluklarını anlattı.

Yeni bir fikirle senaryo yazmaya koyulsaydık belki zorlanmazdık, diyen Ata, hazır bir öyküyü senaryoya uyarlamanın “epey güç” olduğunu belirtti. İlk versiyonun, “draft” olarak adlandırılan, öyküden “epey uzaklaştığını” ve “imge ve metaforların kaybolduğunu” ifade etti.

Senaryo ortağını Eyüp Tan'la yaşadığı memnuniyetsizliği paylaştıktan sonra yazma sürecine ara verip senaryoyu bekletmeye karar verdiklerini söyledi. Bir süre sonra Eyüp ikinci draftı yazıp yolladı; bu sürümde kaybolan imgelerin yerleştirilebileceği sahneler açılmıştı.

İlk versiyonda kaybolan imgeleri yeniden ekleyerek “imgesel yük taşıyan kedileri ve duvar lekelerini” senaryoya dahil ettiklerini belirtti. Son turda ise sabitlenmiş anlamlar yerine olasılıklara imkân açabilecek sahnelere yoğunlaştıklarını ekledi.

Senaryomuz ödül alınca sevindik tabii ama üzerinde hâlâ çalışıyoruz diyerek sürecin devam ettiğini vurguladı.

Coğrafyanın insanlarını ve sorunlarını ele alan öykülerinde kadın, çocuk ve genç karakterlerin ağırlıklı olduğunu belirten Ata, edebiyat aracılığıyla dezavantajlı grupların sorunlarına dikkat çekmek gibi bir arzu taşıdığını söyledi.

Yazdıklarının “kendi kendiliğinden” dezavantajlı gruplara yöneldiğini, “estetik fark”ın kaçınılmaz olduğunu ifade etti. Edebiyatın estetik kaygı güder, değil mi?” diye sordu.

Ejderha Çığlığı adlı eserinde, Diyarbakır'ın bir köyünde sekiz yaşında bir çocuğun katledildiği, Gülistan Doku'nun üç yıldır kayıp olduğu ve Rojin Kabaiş'in Van Gölü sahilinde ölü olarak bulunduğu gibi trajik olayları işlediğini anlattı.

Judit Butler'in “Kırılgan Hayat”ını okurken, “hayatların ve ölümlerin örtük kamusal söylemle değersizleştirildiğine” dikkat çektiğini ve bu çığlıkları duyar gibi olduğunu belirtti.

Ejderha Çığlığı, birbirine temas eden ya da teğet geçen insanların öykülerinden oluşan bir derleme olarak tanımlandı. Öyküler doğrudan bağlantılı olmasa da farklı biçimlerde birbirine temas ediyor.

Uzak Değilyayımlandıktan sonra, hayatı ve edebiyatı ilişkisel görmeye olanak veren kuram okumalarına yöneldiğini, Donna Haraway'ın “Başka Yeradlı” kitabının bu görme-anlama biçiminde önemli rol oynadığını söyledi.

“Yanımda Kal”ı yazarken karakter bağlantılarını daha sıkı örmek istediğini, “dolaşık bir ağ” oluşturduğunu, yer altında ağaç köklerinin birbirine dolanması gibi bir benzetme kullandığını ifade etti.

Ejderha Çığlığı'nda teğet geçme ya da değerek geçme denemeleriyle öykülerin komşuluk ve yan yanalık üzerinden ilerlediğini, bu biçimin içeriğe uyumlu olduğunu belirtti.

İlk öykünün diğer öykülere açılan bir kapı olduğunu, “tek gözlüler, iki gözlüler ve üçüncü gözü açılanlar” gibi kavramları ele alırken, “tek gözlü” ve “kalp gözü” kavramlarını tanımladığını söyledi.

“Ön varsayımlarla hareket ettiğimiz her durumda tek gözlü haldeyiz. Olayları sadece görünen yüzüyle anlayıp yorumlamaya çalıştığımızda iki gözlü sayılırız” diyerek düşüncelerini paylaştı.