Fransa'da hayat pahalılığı ve kemer sıkma politikalarına karşı düzenlenen kitlesel gösterilerin şiddet eylemlerine ve yağmaya dönüşmesi, bahar aylarında yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde siyaset kurumunu derinden sarstı. Sokaklardaki kaosu mevcut iktidarın bir zaafı olarak nitelendiren aşırı sağcı lider Marine Le Pen, yaşananları göç politikaları ve sol siyaset ile ilişkilendirerek kendisini düzeni sağlayacak tek seçenek olarak konumlandırmaya çalışıyor.

21 Eylül'de Paris'te öğrencilerin eğitim koşullarına yönelik tepkileriyle başlayan eylemler, kamu sektörü grevleri ve Sarı Yelekliler hareketinin katılımıyla kısa sürede ülke geneline yayıldı. Paris, Marsilya, Nice, Nantes ve Bordeaux gibi şehirlerde kamu binaları hedef alınırken, Limoges'taki 19. yüzyıl yapımı tarihi belediye binası saldırılar sonucunda büyük hasar gördü. İçişleri Bakanlığı, cumartesi günü düzenlenen yürüyüşlere yaklaşık 550 bin kişinin katıldığını ve hafta sonu boyunca ülke genelinde 2 bin 400 kişinin gözaltına alındığını duyurdu.


Güvenlik güçlerinin biber gazı ve tazyikli suyla müdahale ettiği olaylarda bin civarında polis ve jandarma yaralanırken, göstericiler arasında da ciddi yaralanmalar yaşandı. Saint-Etienne'de 17 yaşındaki bir gencin elinin koptuğu, Mulhouse'ta ise bir genç kızın gözünü kaybettiği bildirildi. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron yaşanan şiddeti "dizginlenemez" olarak tanımlayıp aşırı sol grupları suçlarken, Başbakan Sebastien Lecornu bazı bölgelerde kısmi sokağa çıkma yasakları uygulanacağını açıkladı.

Krizden siyasi kazanım elde etmeyi hedefleyen Marine Le Pen, Macron'un otoritesini kaybettiğini savunarak Fransız halkının kemer sıkma baskısı ile solcu eylemciler arasında sıkıştığını iddia etti. Yağma olaylarını göç politikalarına bağlayan Le Pen'e karşı, Boyun Eğmeyen Fransa lideri Jean-Luc Melenchon eylemleri desteklemeye devam ederken şiddet ve yağma yöntemlerine mesafeli durduğunu vurguladı.









