Fransa'da yüzlerce lisenin kapatılmasına yol açan öğrenci protestoları, ülkedeki siyasi tansiyonu tırmandırırken hükümeti de ciddi bir krizle karşı karşıya bıraktı. Fransız liderlerin dikkatle kulak verdiği siyasi bir kural olarak, sokakta gençlerin olması her zaman büyük bir sorunun habercisi kabul ediliyor.
Cumhurbaşkanı De Gaulle'ün Mayıs 1968 öğrenci protestolarından bu yana Fransız gençliği bütün hükümetlerin korkulu rüyası olmayı sürdürüyor. Gençlik hareketlerinin öngörülemez ve şekilsiz bir yapıya sahip olması, çoğu zaman müzakere edilecek net bir zeminin bulunmaması bu durumu tetikliyor. Ayrıca genç oldukları için kamuoyunun onlara sempati duyması ve polis müdahalelerinde yaşanabilecek hataların hesaplanamaz sonuçlar doğurabilmesi, hükümetleri son derece tedbirli davranmaya itiyor.
Yaklaşık iki hafta önce Paris'in kuzeyindeki düşük gelirli Seine-Saint-Denis bölgesinde başlayan hareket, kısa süre içinde ülke geneline yayıldı. Perşembe günü bugüne kadarki en yüksek katılımın görüldüğü noktada yüzlerce lise abluka altına alındı. Cuma günü personel ve öğrencileri korumak amacıyla yaklaşık 400 lise kapatılırken, üniversiteler de eylemlere katılmaya başladı.
Protestolar sırasında Nantes'taki bir lisenin ana salonu çıkan yangında tahrip olurken, ülke genelinde okul giriş kapılarında çok sayıda küçük çaplı yangın çıkarıldı. Eğitim Bakanı Édouard Geffray, aralarında 40 okul müdürünün de bulunduğu 65 eğitim personelinin yaralandığını açıkladı. Hükümet, yaklaşık 300 polis ve itfaiye görevlisinin tedavi gördüğünü, çoğunluğu reşit olmayan yaklaşık 2.000 kişinin ise gözaltına alındığını bildirdi.
Protestoların arkasındaki talepler; para eksikliği, daha fazla öğretmen, daha az kalabalık sınıflar ve daha iyi okul binaları gibi konuları kapsıyor. Fransa'da bu konularda gençlerle aynı görüşü paylaşan geniş bir kesim bulunuyor. Ancak bu hafta Başbakan Sébastien Lecornu'nun gelecek yılın bütçesinde kamu harcamalarında 54 milyar euro kesinti yapılacağını açıklaması, toplumsal huzursuzluğu yatıştırmak için kamu kaynaklarının cömertçe dağıtıldığı dönemin sonuna gelindiğini açıkça gösteriyor.
Asıl büyük endişe ise bu öğrenci protestolarının radikal sol tarafından yönlendirilmesi ve yaklaşan seçim yılı öncesinde tehlikeli ölçüde kutuplaşmış bir toplumun habercisi olması. Sağ ve merkez siyasete göre olayların arkasında Boyun Eğmeyen Fransa Partisi'nin ve partinin cumhurbaşkanı adayı Jean-Luc Mélenchon'un yönlendirmesi bulunuyor. Paris Emniyet Müdürlüğü için hazırlanan bir iç rapor da hareketin aşırı sol unsurlar ve siyasi gruplar tarafından kışkırtıldığı sonucuna varırken, LFI bu iddiaları kesin bir dille reddediyor.
Kamuoyu yoklamaları Fransa'daki 18-24 yaş grubunun yaklaşık %40'ının Mélenchon'a destek verdiğini gösteriyor. Ancak gençler aynı zamanda ülkedeki seçimlerde sandığa gitmeme oranı en yüksek kesimi oluşturuyor. Seçimler yaklaşırken strateji, nüfusun bu bölümüne LFI'ın onların yanında olduğunu hatırlatmak üzerine kuruluyor. Tüm anketler Marine Le Pen'e karşı yapılacak ikinci tur yarışında Mélenchon'un açık farkla kaybedeceğini gösterirken, bu tablonun Fransa'yı son derece istikrarsız bir döneme sokabileceği ifade ediliyor.

