İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve İstanbul Barosu Yönetim Kurulu üyelerinin, Suriye'nin kuzeyindeki bir operasyona ilişkin açıklamaları nedeniyle yargılandığı davada istinaf aşaması tamamlandı. "Basın ve yayın yolu ile terör propagandası yapmak" ve "basın ve yayın yolu ile yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak" suçlamalarıyla görülen davada İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın beraat kararının bozulması yönündeki başvurusunu esastan reddetti.
İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, Silivri'de yargılanan İbrahim Kaboğlu ve yönetim kurulu üyeleri hakkında "suçun unsurlarının oluşmadığı" gerekçesiyle ayrı ayrı beraat kararı vermişti. 9 Ocak'taki karar duruşmasında oy birliğiyle alınan karar, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istinafa taşınmıştı. Dosyayı inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi, ilk derece mahkemesinin kararını hukuka uygun buldu; usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığını, delillerde ve yargılama işlemlerinde eksiklik olmadığını, ispat bakımından yapılan değerlendirmenin yerinde olduğunu belirtti.
Cumhuriyet savcısının ileri sürdüğü istinaf nedenlerini yerinde görmeyen Daire, CMK'nin 280/1-a maddesi uyarınca başvurunun esastan reddine karar verdi. Kararın ardından İstanbul Barosu'ndan yapılan değerlendirmede, bu sonucun baroların insan haklarını, hukukun üstünlüğünü ve demokratik hukuk devleti ilkelerini savunma sorumluluğu açısından büyük önem taşıdığı belirtildi. Baroların yalnızca meslek örgütü değil, aynı zamanda yurttaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasında anayasal ve toplumsal sorumluluk üstlenen kurumlar olduğu vurgulandı.
Açıklamada, kararın savunmanın bağımsızlığına ve baroların kamusal meselelerde söz söyleme hakkına yönelik tartışmalar bakımından güçlü bir hukuki dayanak oluşturduğu ifade edildi. Ceza yargılamasında verilen beraat kararının istinaf incelemesinden de geçmesi, yönetim kurulu üyeleri hakkında İstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde görülen ve istinaf incelemesi devam eden görevden alma davası açısından da önem taşıyor. Ceza mahkemesinin suçun unsurlarının oluşmadığı yönündeki değerlendirmesinin üst mahkemece hukuka uygun bulunması, görevden alma davasının dayanaklarına ilişkin tartışmaları yeniden gündeme getiriyor. Bu karar, yalnızca bir baro yönetiminin değil; bağımsız savunmanın, ifade özgürlüğünün ve hukuk devleti mücadelesinin geleceği açısından da önemli bir eşik niteliği taşıyor.









