Yıllar süren sürgün hayatının ardından yazar Isabel Allende, kaya gibi sağlam bir evlilikte teselli bulmuştu. Şimdi, 27 yıl sonra ilk kez tek başına yaşayan Allende; yalnızlığını, Güney Amerika'ya dair korkularını ve neden daha uzun yaşamanın daha çok hata yapmak anlamına geldiğini sorguluyor.

Isabel Allende, neredeyse otuz yıldır kitaplarındaki karakterlere de yansımış olan bir "yuva ve aşkın dayanıklılığı" temasını kutsuyor. Kaliforniya'nın küçük, güzel bir bölgesinde kendi kovuğuna çekilen Allende, Amerikalı kocası William Gordon'un kollarında teselli buluyordu; köklerinden koparılmış ve kayıplar vermiş birinin ömrünün sonbaharını geçirmesi için hiç de fena bir yol değildi bu. Ancak Şilili yazar, Los Angeles'ta kocaman bir otel koltuğunda otururken "ve sonsuza kadar mutlu yaşadılar" görüşünü yerle bir edecek bir bomba patlatıyor. "Bundan bir yıl önce aşkımın olduğu yer evimdir, diye söylerdim," diyor akıcı ama aksanlı İngilizcesiyle. "Oysa şimdi bir aşkım olmadığı için evim neresi bilmiyorum."

Yirmi yedi yıllık evliliğin ve aşk, aile ile aidiyet temalarını işleyen düzinelerce kitabın ardından 73 yaşındaki yazar, şimdi yalnız ve San Francisco dışındaki evinde tek başına yaşıyor. Kendisine acınmasını istemiyor. "Bana üzüntülerinizi bildirmeyin, çünkü bu evlilik gerçekten iyi bir şekilde bitti. Kapıları çarparak ya da birbirimize bağırıp çağırarak değil. Üçüncü biri olmadı. Doğal bir ölüm gibi kendiliğinden sonlanıverdi."

Vazgeçişleri, sürgünü, yası, şöhreti ve serveti tatmış olan –65 milyondan fazla kitabı satmış– Allende, olağanüstü yaşam serüveninde yeni ve beklenmedik bir dönemi kucaklamaya hazır görünüyor. Allende, yeni kitabı Japon Âşık'ın tanıtımı için iki aylık bir Avrupa ve ABD turunun sonuna gelmiş durumda. Kitap, konusunu aşk, bulma ve kaybetme temalarından alıyor; günümüz San Francisco'sundan Nazi işgali altındaki Polonya'ya, oradan Pearl Harbour'a ve ataları Japonya'dan ABD göçmen kamplarına gelmiş insanların hikâyelerine uzanıyor.

Ruhlar Evi, Canavarlar Kenti ve 1992 yılında porfiri sonuçlu komadan ölen kızına yazdığı hatıralardan oluşan Paula gibi mega çok satanlar, Allende'nin insan ruhunun derinlerine indiğini ve yer yer büyülü gerçekçilikle hikâyelerini derinleştirdiğini kanıtladı.

Üç yaşındayken babası tarafından terk edilen Allende, annesi ve Şilili bir diplomat olan üvey babasıyla Güney Amerika'nın çeşitli yerlerinde dolaştıktan sonra ailesiyle Santiago'ya geri döndü. Salvador Allende'nin Pinochet tarafından 1973'te gerçekleştirilen kanlı bir darbe sonucu devrilmesinden sonra, devrik başkanın yeğeni olan genç Isabel Venezuela'ya sürgüne gönderildi. Orada gazeteciliğe başladı, ilk eşinden ayrıldı ve kendisine şöhret getirecek olan, büyükbabasının evindeki hatıralarını anlattığı Ruhlar Evi romanını yazdı.

Allende, 1989'da Gordon'la Kaliforniya'ya yerleştiği zaman dünyanın en çok okunan İspanyol yazarlarından biri olma yolundaydı; pek çok ödül almıştı ve kitapları 30'dan fazla dile çevrilmişti. Gordon'un daha önceki ilişkilerinden olma üç çocuğu uyuşturucu bağımlısıydı ve bunlardan ikisi aşırı doz yüzünden hayatını kaybetti. "En küçük çocuğu üç yıl önce öldüğü zaman Gordon her şeye olan ilgisini kaybetti. Tamamen içine kapandı ve ben dahil herkesle ilişkisini kesti. Bu çok üzücüydü. Biz onunla üç çocuk kaybettik. Çok az çift tek bir evladın ölümünü bile çok zor atlatabilir, hele ki üç tane…"

Evliliğini kurtarmaya çalıştıysa da bu mümkün olmadı. Bu yalnızlık duygusunu yeni romanında ele aldı. "Kendi kendime yaşlılığımın nasıl geçeceğini sorup dururdum. Çünkü daha önce hiç yalnız yaşamamıştım." Allende yine de kendi kabuğuna çekilmediğini, oğlu ve gelininin yakın bir yerinde yaşadığını ve kendisine arkadaşlık ettiklerini söylüyor.

Allende, 1993 yılında ABD vatandaşlığına geçti ve geçen yıl Beyaz Saray'da düzenlenen bir törenle "Başkanlık Özgürlük Nişanı" ile ödüllendirildi. Kendisini şöyle tanımlıyor: "Benim için yerinden yurdundan edilme teması çok doğal. Bu nedenle kitaplarıma da bu duygu sıklıkla yansımıştır. Çünkü ben bütün hayatım boyunca hep bir yabancı olarak yaşadım ve kendimi hiçbir yere ait hissetmedim. Ben bir göçmenim."

ABD politikasında giderek yükselen yabancı düşmanlığı Allende'yi çok endişelendiriyor ve Cumhuriyetçilerin aday adaylarından biri olan Donald Trump'ı da çok tehlikeli buluyor. Cumhuriyetçi Parti'ye zarar vereceğini düşünüyor. Allende aynı zamanda Güney Amerika'daki solcu hükümetleri de eleştiriyor. "Hükümetteki Cristina Kirchner'in yaptığı hatalar yüzünden Arjantin'de Ekim ayındaki başkanlık seçimini bir muhafazakâr kazandı," diyor.

Allende sabahları telefonundan haberleri okuyor ve sonra altı ile sekiz saatini bilgisayar başında geçiriyor; bu süre eskisine oranla kısalmış durumda. "Kendimi yazmaktan alıkoymak benim için çok zor fakat aynı zamanda yaşamam gereken bir hayat var," diyor. Bunca üretkenlik ve şöhrete rağmen cesaretsizliği her zaman Allende'nin başına bela olmuş.