Sadece basit bir kan testiyle metastatik meme kanserini tespit edebilmeniz mümkün olsaydı bu nasıl olurdu?
Justine Morris, göğsünde bir kitle fark ettiğinde 28 yaşındaydı ve doktorlar kanseri yenmeyi başardığını söylediğinde ise 30 yaşındaydı. Ancak Morris'in tedavisi sona erdikten sonra yaşadığı her küçük belirti onda paniğe yol açıyordu: Acaba bu bir soğuk algınlığı mıydı? Yoksa sadece kendini kötü mü hissediyordu? Yoksa kanseri geri mi dönmüştü? "BRCA2 genine sahip olduğum için kanserin geri gelme ihtimali daha yüksek" diyor ve ekliyor: "Sahip olduğum tür, hızla yayılan ve agresif bir kanserdi." Morris gibi hastalar için bu belirsizlik; tedaviden geriye kalan başıboş kanser hücrelerini tespit etmek amacıyla yapılan fiziksel muayeneler, belirti takipleri ve yıllık mamografilerle geçen korkunç bir bekleyiş oyunudur. Fakat o bundan çok daha yenilikçi bir şey daha yapıyor: Her üç ayda bir kan veriyor ve bu kanı takip edilmesi için bir laboratuvara gönderiyor.
Morris, meme kanseri tarama araç kitinin bir parçası olarak Signatera ve Personalis gibi testler aracılığıyla sunulan dolaşımdaki tümör DNA'sı (ctDNA) kan testlerini erken benimseyenlerden biridir. Erken evre meme kanseri teşhisi konulan kadınların neredeyse yüzde 30'u, hastalığın vücudun diğer bölgelerine yayıldığı anlamına gelen metastatik meme kanseri geliştirecektir. Kanser bir kez yayıldığında IV. evre olarak kabul edilir ve tedavi edilebilir olmasına rağmen maalesef iyileştirilemez. Vücut taramaları başıboş kanser hücrelerini erkenden yakalayamaz ve bazı meme kanseri türleri için bir izleme aracı olarak sıklıkla kullanılmaz. Meme cerrahı ve The Breast Advice: All You Need to Know About Breast Health, Screening, and Treatment kitabının yazarı Dr. Elisa Port, "Genel olarak insanları proaktif bir şekilde taramıyoruz" diyor ve ekliyor: "Çünkü ne yazık ki erken evre IV. hastalık diye bir şey yoktur."
Peki ya nüksü çok daha erken tespit etmenin kolay bir yolu olsaydı? Doktorlar, araştırmacılar ve hastalar ctDNA testlerinin bu konuda kilit rol oynayabileceğini umuyor. Sıvı biyopsi olarak bilinen bu testler, hastanın kanını analiz ederek geride kalan kanser hücrelerini bulur. Testler, bir kişinin spesifik tümör DNA'sını hedef alarak çalışır. Meme Kanserini Araştırma Vakfı (BCRF) bilim insanı Dr. Ben Ho Park, "Hastanın tümörünü alıyoruz, dizilimini çıkarıyoruz ve ardından kandaki mutasyonları arıyoruz" diye açıklıyor.
"Bu kaleye daha fazla şut çekmek gibi bir şey. Bu testler bir milyon kanser DNA molekülünden birini bile tespit edebilir."—Dr. Ben Ho Park
BCRF Baş Bilim Sorumlusu Dr. Dorraya El-Ashry, "Tümörler DNA'larının parçalarını kanımıza döküyor" diyor. Uzun süre boyunca ctDNA testleri, o sonsuz küçüklükteki kanser DNA'sını ve kalıntı hastalığı tespit edecek kadar hassas kabul edilmemişti. Bu işlem samanlıkta iğne aramaktan bile daha zordur; adeta iğnenin sadece gözünün deliğini bulmaya benzer. Ancak, gelişen biyoteknoloji atılımları sayesinde mevcut nesil testler bu arama için donanımlıdır. Park, "Bu kaleye daha fazla şut çekmek gibi bir şey" diyor ve ekliyor: "Bu testler bir milyon kanser DNA molekülünden birini tespit edebilir. Eski nesil testler ise yüz kat daha az hassastı ve 10.000'de bir oranı yakalayabiliyordu."
Geçtiğimiz mart ayında Journal of Clinical Oncology dergisinde yayımlanan bir araştırmada Park ve ekibi, Personalis şirketine ait ultra hassas bir ctDNA testinin doğrulugunu belirlemeyi başardı. Doktorlar beş yıl boyunca ctDNA testlerini kullanarak 228 kanser hastasını takip etti. Ameliyat ve diğer tedavilerden sonra bile tespit edilebilir ctDNA'sı kalmaya devam eden Üçlü Negatif Meme Kanseri hastalarının kanserlerinin geri dönme olasılığı 128 kat daha fazlaydı. Park, "İki çocuk annesi, genç bir kadın hastam vardı; kan testinde tümörlerinden birinin çok küçük bir kalıntısı ortaya çıkmıştı" diyor. Hastanın taramalarında metastatik herhangi bir bulgu görülmemişti ancak Park, ctDNA'dan elde edilen bilgilere dayanarak hastayı kanser karşıtı bir ilaca başlattı ve hastanın tarama sonuçları o günden beri 18 aydır temiz çıkmaya devam ediyor.
Yeni nesil testler hâlâ klinik deney aşamasındadır ancak birkaçı, Morris gibi hastaların tam Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) onayından önce kullanabilmesi için halihazırda mevcuttur ve Medicare bazı durumlarda bu testlerin masraflarını karşılamaktadır. Özellikle Signatera, kas-invaziv mesane kanseri gibi spesifik kullanım alanları için halihazırda piyasa öncesi onay almıştır. Yine de bazı doktorlar, meme kanseri geçirmiş kişilerde nüksleri izlemek için ctDNA testlerini henüz sunma konusunda çekimser davranmaktadır. Teknolojinin "çok umut verici" olduğunu belirten Port, "Ancak henüz ana akım kullanım için hazır olduğu kanıtlanmış değil. Dolayısıyla bir ctDNA testi yapar ve test dolaşımdaki tümör hücrelerini gösterirse sırf bu sonuçlara dayanarak birini agresif bir tedaviye başlatacak mısınız?" diye soruyor. Park, bir ctDNA testinin standart hale gelebilmesi için araştırmacıların bunun bir hastanın yaşam süresini gerçekten uzatabileceğini "hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde" kanıtlamak adına daha fazla klinik test yapması gerekeceğini belirtiyor. Araştırmacılar henüz bu eşiği aşmamış olsa da hem Park hem de El-Ashry, gelecekte belirli durumlarda daha fazla meme kanseri sopravörünün bu testleri kullanabileceği konusunda umutludur.
Meme Kanserini Araştırma Çalışmaları Hız Kazanıyor
Kanser bakımına kan testlerinin dahil edilmesi için net bir yol haritası ortaya çıkana kadar doktorlar standart tarama ve önleme protokollerini izlemeye devam edecektir. Port, ameliyattan sonra önerilen tedavi planına bağlı kalmanın önemini vurgulamaktadır çünkü bu plana uyulmaması nüks ve potansiyel metastatik hastalık riskini artırabilir.
Bunun gibi testler, birçok kanser türünün nüksünü tespit etmek için önleyici araçlar olarak sıradanlaşabilir mi? Henüz tam olarak o noktada değiliz ancak bu ihtimal dâhilindedir. Sağlık kuruluşu GRAIL tarafından İngiltere Ulusal Sağlık Sistemi ortaklığıyla yürütülen bir klinik deney, şirketin çoklu kanser erken teşhis ctDNA testi olan Galleri'nin, kanserleri III. veya IV. evre olarak sınıflandırılmadan önce bulabildiğini kanıtlayamamıştır ancak üç yıllık taramanın, her ardışık yılda IV. evrede bulunan kanser sayısını azalttığını göstermiştir. Park, testler gelişmeye devam ettikçe bu araçların yaklaşık 10 yıl içinde klinik ortamlarda kullanıldığını görebileceğimiz konusunda umutludur.
Bu arada, sözde sıvı biyopsiler, tamamen karanlıkta hissedebilecekleri bir anda kanser hastalarına bir umut ışığı sunmaktadır. Morris, "Bir kanser hastası olmanın ve vücudunuzdaki her şeyi (ağrıları, sızıları) fark etmenin yarattığı zihinsel yükü size anlatamam" diyor ve ekliyor: "Acaba gidip bir tarama yaptırmam gerekiyor mu? Artık iyi olduğumu bildiğim yerleşik bir sistemim var. Bir ağrı veya sızı hissettiğimde belirli bir süre içinde Signatera testi yaptıracağımı biliyorum ve o zamana kadar beklemekte sakınca olmadığını biliyorum. Ve bu durum gerçekten çok yardımcı oldu."

