Metis Yayınları, Max Horkheimer ve Theodor W. Adorno'nun Aydınlanma'nın Diyalektiği adlı eserini Şeyda Öztürk çevirisiyle yayımladı.
Kitap, İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru kaleme alınmış olup, yazarlar Batı uygarlığının 1930'lardan itibaren kendi kendini yok etmeye yönelik adımlarını analiz etmeye çalışmışlardır.
Horkheimer ve Adorno'nun eleştirileri, günümüzün yaygın savaş tehdidinin kol gezdiği ortamı anlamak için de işlevsel bir çerçeve sunar. Kitap, “saygıdeğer çeteler”in tahakkümlerini sürdürürken, ortaya atılan fikirleri saygıdeğer olmayan çetelere uygulatmaya devam ettiğini vurgular.
Yazarlar, Aydınlanma'nın eleştirisini daha radikal bir Aydınlanma tasavvuruna geçmeyi başaramamışlardır. Sermayenin toplum üzerindeki tahakkümü sürüp gidiyor; bu bağlamda kadın hakları ve hayvan hakları gibi konular, zaman içinde güçlü birer mücadelenin konusu haline gelmiştir.
Kültür endüstrisinde, özellikle Hollywood sineması bağlamında dile getirilen, içeriğin giderek seyrelip neredeyse buharlaştığı, yerini efektlere ve kendi kendini kopyalamaya bıraktığı eleştirisi artık elle tutulur bir hal almıştır. Neyse ki, endüstriyel üretime direnen bir sinema ve sanat da var.
Kitabın ilk yayımından yaklaşık seksen yıl sonra, Aydınlanma'nın Diyalektiği hâlâ çok güncel bir eser olarak kaleme alınmıştır. “Aklın açtığı yaraların çaresini daha az değil daha çok akılda” aramaya davet ediyor bizi.
Şeyda Öztürk'ün çevirisi ve açıklayıcı notlarıyla, okuyuculara derinlemesine bir anlayış sunulmaktadır.









