Serkan Türk'ün yeni romanı Rex, Everest Yayınları etiketiyle Temmuz 2026'da okurla buluştu. 160 sayfadan oluşan eser, küçük bir kasabada yaşayan yaşlı bir kadın, onun köpeği ve köpeği yürüyüşe çıkarmak üzere hayatlarına dahil olan bir edebiyat öğretmeni etrafında gelişiyor. Roman, geçmişin insan hayatındaki kalıcı ve dönüştürücü etkisini tartışmaya açıyor.

Peride Hanım'ın yıllar boyunca sakladığı göç ve kayıp hikâyesi, öğretmenin kendi çocukluğu, evliliği ve yer değiştirme deneyimiyle birleşerek çok katmanlı bir hafıza anlatısı meydana getiriyor. Bu yönüyle Rex, geçmişin geride bırakılabilecek kapalı bir zaman dilimi olmadığını gösteriyor; insanın yaşadığı mekânlara, kullandığı eşyalara, kurduğu ilişkilere ve hatta suskunluklara yerleşerek şimdiki zamanı biçimlendirdiğini ortaya koyuyor. Roman kişileri geçmişlerinden uzaklaşmaya çalışsa da hatırlama, kimi zaman bilinçli bir düşünme etkinliği, kimi zaman da sesler, kokular ve objeler aracılığıyla kendiliğinden gerçekleşen bir geri dönüş biçiminde hayatlarına dahil oluyor.

Roma'nın merkezindeki öğretmen karakteri, salgının başladığı dönemde İzmir'den küçük bir kasabaya tayin edilmiş, mesleki ve özel hayatında durağanlaşmış bir kişilik olarak öne çıkıyor. Okulların kapalı olması nedeniyle günlerini ekran karşısında ders anlatarak, film seyrederek ve bilgisayar oyunları oynayarak geçiriyor. İzmir'den sonra kasaba yaşamına alışmakta zorlanması, yalnızlığını yalnızca toplumsal değil, mekânsal bir yabancılaşma hâline de dönüştürüyor. Öğretmen, yaşadığı yere ait olamadığı gibi geride bıraktığı hayata da tam anlamıyla ait değil. Eşiyle ilişkisinin çözülmesi ve gelecek karşısında duyduğu korku, onu şimdiki zamanın içinde hareketsiz bırakıyor.

Peride Hanım'la kurduğu ilişki, bu donmuş zamanı harekete geçiren ilk gelişme olarak beliriyor. Rex'i gezdirmek üzere verilen ilan, öğretmenin kapalı hayatından dışarı çıkmasını ve başka bir insanın geçmişine tanıklık etmesini sağlıyor. Bu nedenle Rex, yalnızca olay örgüsünü başlatan bir hayvan değil; öğretmeni şimdiki zamanın durağanlığından geçmişin hareketli ve çoğu kez acı verici alanına götüren bir rehber işlevi görüyor.

Öğretmenle Peride Hanım'ın ilk konuşmalarında hafıza, yaşlılığın temel sorunlarından biri olarak beliriyor. Kasabaya kırk yıl önce geldiğini anlatan Peride Hanım, o dönemde çevrede çok az ev ve ağaç bulunduğunu, gökyüzündeki yıldızları tanıyacak kadar dış dünyayla yakın bir ilişki kurduğunu söylüyor. Ardından yaşlanmayı zihinsel bir kuruma hâliyle ilişkilendiriyor ve yaşlanınca gözlerin kuruması gibi zihnin de durduğunu, geriye varsa yoksa eski birkaç anın kaldığını ifade ediyor (s. 14). Bu sözlerde hafıza, bütünlüklü bir geçmiş kaydı olmaktan çıkarak geriye kalan parçalı görüntülere dönüşüyor.

Roman ilerledikçe Peride Hanım'ın geriye kalan birkaç an olarak tarif ettiği şeylerin aslında onun bütün hayatını yöneten, ağır bir tarihsel deneyimi sakladığı anlaşılıyor. Dolayısıyla bu ifade unutmayı değil, travmatik geçmişin parçalar hâlinde korunmasını anlatıyor. Peride Hanım'ın suskunluğu ise romanda hafızanın bastırılmasıyla ilişkili olarak beliren en temel sorunsallardan biri olarak öne çıkıyor. Öğretmen onun eşinden ve çocuklarından söz açmaya çalıştığında yaşlı kadın konuşmayı yarıda bırakıyor; evdeki fotoğraflar ise anlatılmayan geçmişin sessiz tanıkları olarak duruyor.

Öğretmenin Peride Hanım'ın evine gidip gelmesiyle fotoğraflar, mobilyalar, saat sesleri ve gündelik eşyalar giderek daha derin anlamlar üstlenmeye başlıyor. Anlatıcının duvardaki fotoğrafların artık ona daha tanıdık geldiğini söylemesi (s. 15), öğretmenin nesneler aracılığıyla Peride Hanım'ın hayatına yaklaştığını gösteriyor. Burada ev, yalnızca karakterlerin buluştuğu fiziksel bir mekân değil; zamanın biriktiği bir hafıza alanı olarak kurgulanıyor. Peride Hanım konuşmasa bile eşyalar onun adına konuşuyor; boş koltuk, eski telefon, hırka, gözlük ve fotoğraflar yaşlı kadının görünmeyen geçmişine işaret ediyor.

Peride Hanım'ın düşerek hastaneye kaldırılmasının ardından öğretmenin evde daha fazla zaman geçirmesi, bu bellek alanını araştırmaya başlamasına yol açıyor. Portmantoda asılı şemsiye, terlik, mama kabı ve hırka gibi sıradan eşyalar, sahibinin yokluğunda farklı bir anlam kazanıyor; nesneler gündelik işlevlerinden ayrılarak yokluğu görünür kılan izlere dönüşüyor. Öğretmenin eski model telefonu görünce kendi çocukluğundaki benzer telefonları hatırlaması da hafızanın çağrışımsal işleyişini gözler önüne seriyor. Bir obje yalnızca Peride Hanım'ın geçmişine değil, ona bakan kişinin geçmişine de açılıyor. Öğretmen, Rex'le kurduğu bağın çocukluğundaki o saf, korunaksız zamanların kapısını aralayabileceğini düşünüyor (s. 66). Böylece başkasının hayatına ait bir köpek, öğretmenin kendi çocukluk hafızasını harekete geçiriyor.

Rex'te hafıza anlayışında eşya kadar mekân da önemli bir rol oynuyor. Öğretmenin Peride Hanım'ın odasında bulduğu Abadan fotoğraflı mıknatıs, İran damgalı zarf ve Farsça yazılmış kartpostal, yaşlı kadının gizli geçmişinin ilk somut işaretleri olarak okurun karşısına çıkıyor.