Şair Simon Armitage, Mezopotamya'nın efsanevi kahramanı Gılgamış'ın vahşi maceralarını konu alan epik destanı, günümüz okuru için çarpıcı bir biçimde yeniden tercüme etti. Birleşik Krallık şairlik makamındaki Simon Armitage, genellikle resmi törenler ve kraliyet etkinlikleri için şiirler kaleme alsa da, son çalışmasıyla antik dönemin en önemli eserlerinden birine odaklanıyor.
En az 4.000 yıl önce antik Mezopotamya'da, yani günümüz Irak topraklarında ortaya çıkan destan, Uruk Kralı Gılgamış'ın tebaası üzerindeki zorba yönetimiyle başlar. Tanrılar, Gılgamış'ın gücünü dengelemek için onun karşısına vahşi Enkidu'yu çıkarır. Ezeli rakipken yoldaşa dönüşen ikili, Sedir Ormanı'nın koruyucusu Humbaba'ya ve Tanrıça İştar'ın gönderdiği Gök Boğası'na karşı verilen savaşlar da dahil olmak üzere pek çok sıra dışı maceraya atılır. Enkidu'nun ölümüyle sarsılan Gılgamış, ölümsüzlüğün peşinde dünyanın sınırlarına kadar uzanan umutsuz bir arayışa koyulur.
Simon Armitage, eserin girişinde destanın modern çağla olan bağlarına dikkat çeker. Enkidu'nun Uruk'a getirilmesinde seks işçilerinin kilit rol oynaması, eserin ekolojik boyutu ve Gılgamış ile Enkidu arasındaki derin bağın eşcinsel aşka dair bir kutlama olarak yorumlanması gibi unsurlar, metnin günümüzle kurduğu ilişkide öne çıkar. Özellikle Humbaba ile yapılan mücadele, günümüzün kaynak savaşlarına; destanın yazıldığı dönemde inşaatın ana maddesi olan kereste ise modern çağın petrollerine benzetilir.
Destanın parça parça günümüze ulaşan tarihi, onu hem çok eski hem de şaşırtıcı derecede modern kılar. Sümer kaynakları MÖ 2000'li yıllara uzansa da, eser 19. yüzyılda arkeologlar tarafından bulunan çivi yazılı tabletlerle yeniden keşfedilmiştir. Britanya Müzesi'nde sergilenen ve George Smith tarafından deşifre edilen bir tabletin, Tevrat'taki Nuh Tufanı anlatısıyla olan benzerliği, Viktorya dönemi İngiltere'sinde büyük yankı uyandırmıştır.
Simon Armitage, destanın kırık tabletler halinde günümüze ulaşan parçalı yapısını devasa bir yapboza benzetir. Kimi okurlar metindeki boşlukların korunmasını tercih edebilecek olsa da, Simon Armitage eksik kısımları kendi üslubuyla tamamlamayı seçer. Şair, metindeki tekrarları kullanarak uzun bir yolculuğun sıradanlığını ve ritmini başarıyla yansıtır. Gılgamış'ın bilgelik ve derinlik arayışını anlatan açılış dizeleri, Simon Armitage'ın bu kadim metni çağdaş bir yetkinlikle Türkçeye kazandırılabilecek kadar evrensel bir dille yeniden inşa ettiğini kanıtlar niteliktedir.









