Geçmişte İngiltere'yi kasıp kavuran sıtma hastalığı yeniden geri gelebilir mi?
Yirminci yüzyıla kadar bile Birleşik Krallık'ta en büyük ölüm sebeplerinden biri batma ateşi, agü veya diğer adıyla sıtmaydı.
Dünya Sağlık Örgütüne göre 2023 yılında dünya genelinde 263 milyon sıtma vakası görüldü ve 597.000 kişi hayatını kaybetti. Enfekte sivrisinek ısırıklarıyla yayılan bu hayati tehlike taşıyan hastalık en çok Sahra altı Afrika ile ilişkilendirilse de bir zamanlar Birleşik Krallık'ta da büyük bir kabus idi.
On beşinci yüzyıldan on dokuzuncu yüzyıla kadar güneydoğu İngiltere'nin bataklık bölgeleri, Fen arazileri ve Yorkshire kıyıları boyunca sıtma batma ateşi ve agü gibi isimlerle insanları kasıp kavurdu. Anopheles sivrisineği tarafından yayılan hastalık yüksek ölüm oranlarıyla birlikte geliyordu. On altıncı ve on yedinci yüzyıllarda bataklık bölgelerindeki mahalleler, agü kaynaklı ölüm oranlarını her 1.000 kişide 60 ila 80 arasında kaydetti ki bu oran bataklık olmayan bölgelerin iki veya üç katıydı.
Bu dönem aynı zamanda insanların hastalıkların kötü kokulu hava yoluyla yayıldığını iddia eden miasma teorisine inandığı bir zaman dilimiydi. Bu nedenle sıtmanın kişiden kişiye bulaşması son derece nadir olmasına rağmen bir kez agüye yakalanan biri olduğunda tüm topluluğun tehlike altında kalabileceği korkusu yaşanıyordu.

Agü o kadar yaygındı ki Geoffrey Chaucer'ın Canterbury Hikayeleri'nden Daniel Defoe'nun Robinson Crusoe'su eserine kadar yüzyıllar boyunca edebiyatta kendine yer buldu. William Shakespeare Julius Caesar, Macbeth ve Fırtına dahil olmak üzere birçok oyununda bu hastalıktan bahsetti. Kral Lear'da hatta agü geçirmez anlamına gelen ague-proof terimini türetti.
Bataklıkta yaşayan sadece yoksullar ölmekle kalmadı çünkü Thames Nehri boyunca da sıtmaya rastlanabiliyordu ve bu durum hastalığı başkent Londra'ya kadar taşıyordu. I. James 1625 yılında sağlığı bozulurken bu hastalığa yakalandı ve Oliver Cromwell 1658 yılında sıtma yüzünden hayatını kaybetti.
Yaygın çareler arasında afyon ve alkol yer alıyordu ancak bunların çok fazla etkili olduğu kanıtlanmadı. Sıtmanın tedavisi Güney Amerika'daki kınakına ağaçlarının kabuğunda bulunan kininin hayatımıza girmesiyle gerçekten gelişti. Bu madde Cizvit misyonerleri tarafından Avrupa'ya getirildiği için Cizvit Kabuğu olarak adlandırıldı.
Ancak Katoliklerle olan bu bağlantı Protestan İngiltere'deki doktorların ilacı uygulamaya başlangıçta çekinmesine neden oldu. İngiltere'de Robert Brady'ye atfedilen ilk kullanımının ardından kinin, II. Charles'ı tedavi etmek için kullanılmasından sonra popülaritesini artırdı.

İngiltere'de sıtma; daha iyi sağlık hizmetleri, sanitasyon ve konut koşullarının yanı sıra bataklıkların kurutulması sayesinde giderek yok oldu. Daha büyük çiftlik hayvanı popülasyonları da sivrisineklerin insanları ısırmasını engellemiş olabilir.
Ancak hastalık yirminci yüzyıla kadar bir tehdit olmaya devam etti. Birleşik Krallık'taki son salgın sıtmanın endemik olduğu Balkanlar'da görev yapan İngiliz askerlerinin büyük sayılarda hastalandığı Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki yıllarda meydana geldi. İyileşme için özellikle Kent bölgesindeki Sheppey Adası gibi çok sayıda sivrisineğin bulunduğu alanlara Birleşik Krallık'a geri getirildiklerinde enfeksiyon hızla yayıldı.
1917 ile 1921 yılları arasında yaklaşık 500 vakanın olduğu düşünülmektedir ancak bu sayı aynı dönemde Avrupa'yı kasıp kavuran İspanyol gribi ile kıyaslandığında sönük kalmaktadır.
Birleşik Krallık'taki son yerli sıtma vakası 1950'li yıllarda görüldü ve 1975 yılına gelindiğinde Dünya Sağlık Örgütü Avrupa'da hastalığın kökünün kazandığını ilan etti.
Bir kez daha endemik olması son derece düşük bir ihtimal olsa da bilim insanları iklim değişikliğinin ve sıtmanın ciddi bir risk olmaya devam ettiği bölgelerle olan seyahat trafiği hacminin yeni sivrisinek türlerini Birleşik Krallık'a getirebileceğini öne sürdü.








