Gilles Deleuze, yeni bir tiyatronun yaratıcı koşullarını dekolajla ilişkilendirerek, verili bir bütünden eksiltmeyle oluşturulan “öteki bütün” kavramını ortaya koyar. Bu yaklaşım, tiyatronun sanallığını ve değişkenliğini vurgular.

Deleuze'ün felsefi evreni, tiyatral bir sahneleme yöntemiyle ele alınan deneysel bir performans projesinde kendini gösterir. “Bindirmeler” adlı eseri, resim, sinema ve edebiyat üzerine yazdığı metinler arasında yer alır, ancak tam anlamıyla bir kitap olarak kabul edilmez.

Bu eser, Deleuze'ün tiyatro felsefesini ortaya koyar ve Carmelo Bene'nin tiyatrosundan ilham alır. Deleuze, yeni bir sanat metodu için de temel oluşturur; “Bindirmeler”deki tiyatro tahayyülü, Bene'nin III. Richard ve One Less Hamlet gibi eserlerinden türetilen bir protokole dayanır.

Protokol, oyundaki merkezî karakterin atılmasını ve oyunun merkezindeki bir karakterin yok sayılmasını içerir. Böylece, karakterler anlatı içinde varlıklarıyla değil, varlıklarıyla anlatıya yön veren kuvvetler olarak görülür.

Deleuze'ün tiyatro anlayışı, karakterleri sistemdeki veri olarak görür ve oyunları bir veritabanı olarak ele alır. Bu yaklaşım, tiyatronun değişkenliğini ve sistem içindeki dinamikleri ortaya koyar.

Ancak, bu felsefe her tiyatro oyununa uygulanabilir değildir. Örneğin, Samuel Beckett'in oyunları, Deleuze'ün tanımladığı değişken sistem modeline uymayabilir, çünkü bu oyunlar kendi figürlerini yok etmeye yöneliktir.

Sonuç olarak, Deleuze'ün Bene'den devşirdiği felsefe, tiyatro oyunlarını modlama ve yeniden yapılandırma üzerine kuruludur. Bu perspektiften, tiyatro bir operasyon haline gelir ve karakterler organik bir yapı içinde işlev görür.