Ağlamak, geleneksel olarak sadece üzüntü veya mutluluğun dışa vurumu olarak kabul edilse de, gerçekleştirilen yeni bir bilimsel araştırma bu durumu biyolojik bir boyuta taşıdı. İsrail'deki Weizmann Bilim Enstitüsü ile ABD'deki Duke Üniversitesi araştırmacılarının ortak çalışması, insan gözyaşının karşıdaki kişinin saldırgan tavırlarını engelleyebilen kimyasal sinyaller taşıdığını ortaya koydu.
Aralık 2023'te PLOS Biology dergisinde yayımlanan çalışmada, altı kadın gönüllüden alınan duygusal gözyaşı örnekleri kullanıldı. Araştırmacılar, gözyaşlarının etkisini kontrol etmek amacıyla tuzlu su örnekleri de hazırladı. Deneye katılan erkekler, gözyaşı veya tuzlu su örneklerini kokladıktan sonra, rakiplerine karşı saldırgan davranışlar geliştirmelerine olanak tanıyan özel bir bilgisayar oyunu oynadılar. Katılımcıların rakiplerinden para eksiltme seçeneğine sahip olduğu bu oyunda, gözyaşına maruz kalan grubun misilleme davranışlarının kontrol grubuna göre yüzde 43,7 oranında daha düşük olduğu gözlemlendi.
Çalışmanın en dikkat çekici yönlerinden biri, gözyaşının insanlar tarafından belirgin bir koku olarak algılanmamasına rağmen beyin üzerinde doğrudan biyolojik bir etki yaratması oldu. Bilim insanları, laboratuvar ortamında 62 farklı koku reseptörünü inceleyerek bunlardan dördünün gözyaşına tepki verdiğini tespit etti. Ayrıca fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) yöntemiyle yapılan analizlerde, gözyaşına maruz kalan bireylerde saldırganlıkla ilişkili beyin bölgelerindeki faaliyetlerin azaldığı ve koku işleme merkezleriyle olan bağlantıların değiştiği saptandı.
Araştırmacılar, bu bulguların gözyaşının görsel veya duygusal bir iletişim aracının ötesinde, kimyasal bir sinyal mekanizmasına da sahip olduğunu gösterdiğini vurguluyor. Bazı kemirgen türlerinde saldırganlığı azaltan benzer kimyasal sinyallerin varlığı biliniyordu; insanlarda elde edilen bu sonuçlar ise gözyaşının evrimsel bir iletişim mekanizmasının parçası olabileceğine işaret ediyor. Yine de bilim insanları, bu sonucun kesinleşmiş bir biyolojik işlev olarak kabul edilmesi için erken olduğunu ve gözyaşındaki hangi kimyasal bileşenlerin bu etkiyi yarattığının anlaşılması için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor.
Öte yandan, araştırmanın yalnızca kadınlardan alınan duygusal gözyaşı örneklerini ve bunların erkekler üzerindeki etkisini kapsadığı, kadınların gözyaşına veya erkeklerin gözyaşının etkisine dair bir verinin bulunmadığı hatırlatılıyor. Ayrıca kaydedilen yüzde 43,7'lik azalma oranı, kontrollü bir bilgisayar oyunundaki davranışları yansıtmaktadır ve doğrudan günlük hayattaki şiddet olaylarının aynı oranda düşeceği anlamına gelmemektedir. Tüm bunlara rağmen çalışma, insan gözyaşının sanılandan çok daha karmaşık ve işlevsel bir biyolojik yapıya sahip olduğunu gözler önüne seriyor.










