Portland State University araştırmacısı Yue Ni'ye göre, 15‑25 yaş arası gençler oyuna katılmadan önce bile topluma katkıda bulunma yolları buluyor. Bu yaş grubundaki gençlerin toplumsal katılımı, gönüllülükten protesto yürüyüşlerine, dilekçe imzalamadan sosyal medyada siyasi görüşlerini ifade etmeye kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor.

Ni, uygulamalı gelişim psikolojisi alanında yardımcı doçent olarak, gençlerin toplumsal katılımını gelişimsel, güçlü yönlere dayalı bir bakış açısıyla ele alıyor.

“Gençleri, kendi yaratıcı yollarıyla topluma katkıda bulunan aktif katılımcılar olarak görüyorum,” diyen Ni, “gelişimsel bilimde ise toplumsal katılımı, gençlerin kendi büyüme ve refahlarını destekleyen önemli bir deneyim olarak görüyoruz.”

Ni'nin araştırması, dijital alanların gençlerin topluluk ve toplum içinde nasıl katıldıklarını ve bunun kişisel refahları üzerindeki etkilerini incelemektedir. Son iki çalışması, Journal of Applied Developmental Psychology ve Research in Human Development dergilerinde yayımlanmıştır.

Ni ile yapılan görüşmede, çevrimiçi toplumsal katılımın fırsatları ve zorlukları, ayrıca yetişkinlerin gelecek nesilden ne beklemeleri gerektiği üzerine konuşuldu.

Son on yılda dijital alanlar, gençlerin toplumsal yaşamlarında giderek daha önemli bir yer tutmaya başladı. Çevrimiçi ve çevrimdışı katılım da birbirine daha fazla entegre oluyor. Görüşmelerde gençler, kendi örgütlerini çevrimiçi kurarak, sosyal medyayı farkındalık yaratmak ve diğerlerini bireysel etkinliklere katılmaya teşvik etmek için kullandıklarını belirtti.

Önemli değişim, gençlerin ne kadar katıldıkları değil, nasıl katıldıklarıdır. Artık kendi şartlarıyla katkıda bulunma yolları daha fazla. Araştırma, farklı geçmişlerden gelen gençlerin farklı şekillerde katıldığını gösteriyor. Sadece geleneksel etkinliklere odaklanırsak, anlamlı katkıları gözden kaçırma ve gençlerin katılım biçimindeki değişiklikleri toplumsal katılım düşüşü olarak yanlış yorumlama riskiyle karşı karşıyayız.

Ni, dijital platformların sadece gençlerin nerede ve nasıl katıldığını değil, aynı zamanda kimlerin katılabileceğini ve kimlere ulaşabileceğini de değiştirdiğini düşünüyor. Örneğin, çevrimdışı ortamlarda sosyal veya politik konuları tartışmakta rahatsızlık duyan gençler, görüşlerini ifade edebilecek, farklı bakış açıları öğrenebilecek ve baskın anlatıları sorgulayabilecek çevrimiçi alanlar bulabilir. Araştırmacılar bu alanları “sivil laboratuvarlar” olarak adlandırıyor; burada gençler, başkalarının sivil görüşlerini nasıl ifade ettiğini görebilir ve kendi özgün sivil seslerini pratik yapabilirler. Aynı zamanda videolar, fotoğraf ve sanat eserleri gibi çeşitli formatlarda kendilerini ifade edebilirler.

Özellikle dijital platformlar, gençlerin anlık topluluklarının ötesinde kitlelere ulaşmalarını sağlayarak çalışmalarının coğrafi sınırları aşan etkisini artırabilir ve hatta seslerini politika yapıcıların önüne taşıyabilir. Bu erişim, gençlerin topluluk duygusunu genişletir ve “biz” kavramını kimlere dahil ettiklerini genişletir.

Ancak dijital platformlar, bazı engelleri düşürse de mevcut eşitsizlikleri tamamen ortadan kaldırmayabilir. Ni'nin son çalışmasında, daha ekonomik açıdan avantajlı arka planlardan gelen gençlerin hem çevrimiçi hem de çevrimdışı toplumsal katılımda daha fazla olduğunu gördü. Çalışma, bu farklılıkların neden sürdüğünü doğrudan incelemedi, ancak internet erişimi, dijital beceriler ve içerik oluşturup paylaşmak için yeterli zamanın olması gibi faktörlerin rol oynayabileceğini belirtti.

Görüşmelerde bazı katılımcılar, çevrimiçi kitle oluşturmanın önemli zaman ve para gerektirdiğini ifade etti. Diğerleri, ırksal olarak azınlıkta yer alan içerik üreticilerinin beyaz meslektaşlarına göre daha fazla nefret dolu yorumla karşılaşabileceğini anlattı; bu, ırksal eşitsizliklerin çevrimiçi ortamda yeniden üretilebileceğini gösteriyor. Ancak bu, tek bir dezavantaj hikayesi değil: Yabancı doğmuş gençler, çevrimiçi toplumsal katılımda ve çeşitli çevrimdışı toplumsal etkinliklerde daha fazla yer alıyor, bu da bazı geleneksel varsayımları sorgulatıyor.

Sonuç olarak, platformlara erişim tek başına eşit fırsat garantilemez; gençlerin çevresindeki kaynaklar, beceriler ve sosyal ortamlar da önemlidir.