Diarmid Campbell-Lendrum, DSÖ İklim Değişikliği, Enerji ve Hava Kalitesi Birim Başkanı, Türkiye'nin BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin Taraflar Konferansı (COP) kapsamında sağlık gündeminin öncülerinden biri haline geldiğini belirtti. Campbell-Lendrum, COP31 zirvesinde önemli ilerleme kaydedilmesini umduklarını ifade etti.

Campbell-Lendrum ve DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, DSÖ'nün haftalık basın toplantısında değerlendirmelerde bulundu. Ghebreyesus, COP31 için gelecek hafta Türkiye'de dünya liderleriyle bir araya geleceğini duyurdu ve “DSÖ olarak bir kez daha iklim krizinin aslında bir sağlık krizi olduğunu ve iklim eylemi için en güçlü gerekçenin sağlık olduğunu vurgulayacağız” dedi.

Ghebreyesus, iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkilerinin sadece teorik bir risk olmadığını, bu etkilerin hissedildiğini vurguladı. “İklim krizi, salgın hastalıkları tetikleme, kalp ve akciğer hastalıkları, kanser, astım vakalarının artmasına yol açıyor ve sağlıklı beslenmeye erişimi daha maliyetli hale getiriyor” şeklinde konuştu.

Campbell-Lendrum, Türkiye'nin COP müzakereleri kapsamında sağlık gündeminin öncülerinden biri haline geldiğini belirtti. “Nitekim Türkiye, iklime dirençli ve dinamik sağlık sistemlerini COP31 için belirlediği 10 öncelikten biri haline getirdi. Bunu somut bir ilerleme olarak görüyoruz” açıklamasında bulundu.

Campbell-Lendrum, COP31'in ilk gününde kapsamlı bir “sağlık günü” düzenleneceğini olumlu bir gelişme olarak değerlendirdi. DSÖ Genel Direktörü Ghebreyesus'un da bu etkinlikte yer alacağına işaret eden Campbell-Lendrum, iklim ve sağlık konusundaki mesajlarını burada yineleyeceğini belirtti.

Campbell-Lendrum, “COP31'de önemli bir ilerleme kaydedilmesini umuyoruz. Son 30 COP zirvesinin temel gündem maddelerinde somut adımlar atıldığını görmeye ihtiyacımız var” diyerek, temel gündem maddeleri arasında karbon emisyonlarının azaltılması, iklim değişikliğinin etkilerine karşı korunma ve finansman konularının yer aldığını vurguladı.

Campbell-Lendrum, iklim değişikliğine en az katkıda bulunanların bu değişikliğe karşı en savunmasız olduğunu belirtti. “Öne sürdüğümüz sağlık temelli argümanların, geçmiş 30 COP zirvesinde gördüğümüzden daha güçlü eylemlere teşvik edeceğine dair büyük bir umut taşıyoruz” dedi.

Ghebreyesus, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde 10 binden fazla Ebola vakası ve 5 bin ölüm bildirildiğini hatırlattı. KDC'de 60 binden fazla vaka ve 1.800 ölümle, son yılların en kötü kolera salgınlarından birini yaşadığını belirtti.

Ghebreyesus, Kenya'da 9 Ebola vakasının ve Nijerya'da 1 vakanın ölümle sonuçlandığını aktardı. Bu ülkeleri, dışarıdan gelen vakalara karşı hızlı müdahale ve şeffaf raporlama süreçleriyle takdir etti.

Ghebreyesus, seyahat kısıtlamaları getiren ülkelere bu kısıtlamaları kaldırmalarını çağırdı. “Söz konusu kısıtlamalar, doğru olanı yapan ülkeleri cezalandırmakta, şeffaflığın önünde engel oluşturmakta ve müdahale çalışmalarına zarar vermektedir” dedi.

Ghebreyesus, geçen ay Ebola virüsüne karşı onaylı ancak Bundibugyo virüsüne karşı onayı olmayan Ervebo'nun kullanıldığı bir denemenin başlatıldığını hatırlattı. DSÖ uzman grupları, Bundibugyo virüsüne karşı geliştirilmiş iki aşı adayının da denemeye eklenmesini önerdi.

Sudan'da 3 yıldan fazla süren savaşın, dünyanın en büyük insani ve sağlık krizlerinden birine yol açtığını vurgulayan Ghebreyesus, “Sağlık hizmetlerine erişim, güvenlik sorunları, ilaç ve sağlık” konularında uluslararası toplumun desteğinin önemine dikkat çekti.