Italo Calvino, 1951 yılının Ekim ayında İtalyan Komünist Partisi'nin resmi yayın organı L'Unità gazetesinin muhabiri olarak Sovyetler Birliği'ne ayak bastığında, Moskova hâlâ “geleceğin ve adaletin cenneti” olarak sunuluyordu. Dönemin genel sekreteri Palmiro Togliatti liderliğindeki İtalyan Komünist Partisi, Moskova'ya göbekten bağlıydı.
Genç Calvino, seyahat dönüşü 1952 yılında gazetede yayımladığı 21 makalede, Josef Stalin liderliğindeki bu rejimi öven, sosyalist kalkınmayı göklere çıkaran satırlar kaleme aldı ve bu yazı dizisiyle prestijli Saint‑Vincent gazetecilik ödülünü kazandı.

Ancak bu övgü dolu metinlerin arkasında, bir aydının en ağır trajedisi gizliydi: sansür ve ideolojik körlük. Calvino, inandığı kutsal geleceğe zarar vermemek adına kendi vicdanını askıya almak zorunda kalmıştı. Yıllar sonra kaleme alacağı otobiyografik notlarında, “Her gerçeğin birçok yalanla ödenmek zorunda olduğu bir dönemdi” itirafında bulunacaktı.
Stalin'in ölümüyle 5 Mart 1953'te başlayan zihinsel hapishanede ilk çatlak, Nikita Kruşçev'in 25 Şubat 1956'da Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin XX. Kongresi'nde verdiği “Gizli Söylev” ile devam etti. Kruşçev, Stalin'in kurduğu kişi kültünü yerle bir ediyor, o dönemde işlenen yönetsel suçları, katliamları ve hukuksuzlukları ilk kez resmen itiraf ediyordu.

Bu hamle, Calvino ve Einaudi Yayınevi çevresindeki sol aydınlar üzerinde muazzam bir ahlaki rahatlama yarattı. “Kruşçev Yumuşaması” veya “Buzların Çözülmesi” olarak geçecek bu dönem, Calvino için o meşhur “şizofrenik” bölünmenin biteceğine dair büyük bir umudu temsil ediyordu.
1956 yılının Haziran ayında Polonya'nın Poznań kentinde işçilerin ekmek ve özgürlük çığlığıyla başlattığı eylemler, Kruşçev yönetimi tarafından kanla bastırıldı. Aynı yılın sonbaharında Macaristan'da öğrenciler ve halk, tek parti diktasına karşı ayaklandı. 4 Kasım 1956'da bizzat Nikita Kruşçev'in emriyle Sovyet tankları Budapeşte'ye girdi; sokaklarda binlerce insan katledildi ve Başbakan Imre Nagy başta olmak üzere devrimin önderleri tutuklanarak idam edildi.

Bu katliam, Avrupa'daki entelektüel sol için nihai hesaplaşma anıydı. Sovyet propagandası ve İtalyan Komünist Partisi'nin resmi organı L'Unità, tankların vahşetini gizlemek için olayları derhal “Amerikan emperyalizminin ve CIA'in bir tezgâhı” olarak nitelendiren sahte manşetler atmaya başladı.
Calvino, partinin bu devasa yalan mekanizmasına daha fazla ortak olamazdı. 26 Ekim 1956'da, sol aydınların kalesi olan Einaudi Yayınevi'nin parti hücresi olan Giaime Pintor Birimi toplantısında Calvino, kürsüye çıkarak L'Unità gazetesinin gerçeği kabul edilemez şekilde çarpıttığını açıkça ifşa etti. Partinin, Poznań ve Budapeşte'de özgürlük arayan işçi ve öğrencileri yalnız bıraktığı gerçeği ortaya koydu.









