Narsisizm ya da özseverlik, adı duyulduğunda önce hafif bir gülümseme, ardından karmaşık bir psikoloji tartışması çağrıştırır. En yalın tanımıyla kişinin kendi bedensel ve/veya zihinsel benliğine duyduğu hayranlık ve bağlılık, kaba bir deyişle kendine âşık olmasıdır. Kavramın kökeni Yunan mitolojisindeki kahraman Narkissos’a uzanır. Narkissos adı yalnızca bu kavrama değil, narkoza ve nergisgiller familyasına da adını vermiştir. Böylece tek bir mitolojik figür, hem tıbbın hem psikolojinin hem de botanik dünyasının kelime dağarcığında iz bırakır.
Adını Bir Kahramandan Alan Kavram
Narsisizmin ileri boyutlarda görülmesi tıpta narsisistik kişilik bozukluğu olarak adlandırılır. Sigmund Freud ise kavramı libido üzerinden açıklar: Dış dünyadan soyutlanan cinsel enerji egoya yönelir. Bu, libidonun büyük bir depoda toplanır gibi egoda birikmesi, ardından nesnelere yönelmesi; fakat kolayca yeniden geri çekilip egoya dönebilmesi gibi düşünülür. Freud’un bu açıklaması, narsisizmi yalnızca kibir ya da kendini beğenmişlik değil, ruhsal enerjinin yönüyle ilgili bir mesele olarak görmeyi sağlar.
Bu yönelimin en erken hali bebekliktedir. Bebek dış dünyayla ilişki kuramadığı erken dönemde gerçek bir narsisizm içindedir; libidosu dışarıya yönelmemiştir. Nesneleri “ben olmayan” diye algılaması aylar alır. “Ben” ile “ben olmayan” arasında ayrım yapamaz, dış dünyaya ilgi duymaz, hatta dış dünyada değildir. Onun için tek gerçek kendisidir: Acıkması, susaması, üşümesi bebeğin tek gerçekliğidir. Bu durum “birincil narsisizm” olarak tanımlanır.
Bebek büyüdükçe dış dünyayla ilişkileri artar ve dış dünyanın kurallarını öğrenir. Libidosunu giderek nesnelere yönlendirir; nesne sevgisi ve nesnel düşünce ağırlık kazanır. Ancak insan, libidosuna nesne bulsa bile görece bir ölçüde narsisist kalır. Bu durum “ikincil narsisizm” olarak adlandırılır. İki hâl arasındaki fark önemlidir: Birincil narsisizmde bebek dış dünyanın ayrımına varmamıştır; ikincil narsisizmde ise dış dünya gerçekliğini yitirmiştir.
Gücün Sarhoşluğu, Kırılgan Benlik
Narsisizm insanın yaşamını sürdürebilmesi için bir ölçüde gereklidir. Ancak kişinin narsisizmi toplum için, hatta kendi akıl sağlığı için makul oranlarda değilse akıl hastalıklarıyla karşılaşabilir. Nevroz, paranoya hatta psikoz gibi önemli psikiyatrik rahatsızlıklarda narsisizm etkileri görülür. Bu nedenle kavram, yalnızca kendini beğenmişlikle sınırlı kalmayan, ruhsal dengeyle ilgili bir ölçü meselesi olarak da görülür.
Narsisizmin çok özel bir türü, Roma sezarları, Mısır firavunları ve diktatörler gibi çok güçlü kişilerde bulunan türdür. Bu kişiler kendi gözlerinde adeta nefes alıp yürüyen yeryüzü tanrıları gibidir. Yaşam ya da ölüm gibi önemli konularda bile tek bir cümleyle karar verebildikleri anlatılır. En büyük korkuları güçlerini kaybetmek, ölüm ve çevrelerindeki herkesin kendilerine düşman olmasıdır. Güçlerinin ve şehvetlerinin sınırı yokmuş gibi davranmaya çalışır, sayısız insan öldürüp sayısız şato kurarlar. Varlıklarının kendilerinin de çözemediği sorununu insan değilmiş gibi çözmeye çalışsalar da durum düpedüz deliliktir. Dış dünya “ben” olmadığı için narsisist kişi dış dünyayı anlayamaz, algılayamaz ve bu durum onda korku yaratır. Diktatör gitgide daha yıkıcı, daha yalnız ve daha korkak olur.
Narsisistik kişilik bozukluğu olan kişiler, başkalarının düşünce ya da isteklerine gereken ilgiyi gösteremez. Plan ve hedeflerine ulaşamadıklarında, gereken ilgiyi göremediklerinde tıpkı Narkissos gibi erir, çökerler. Başkalarının hakkına saygı göstermeden, gerçeklerle bağdaşmasa bile kendilerini haklı göstererek ve o hedefi gerekli emeği vermeden bile hak etmiş sayarak en önde, en gözde ve tek olmak isterler. Kendilerini başkalarının yerine koyamaz, başkalarını anlayamazlar. Sanki her şey sadece kendileri için vardır ve ne olursa olsun her şeyin kendi amaçlarına hizmet etmesi gerekir. Başkalarının fikir ve hareketleri kendi amaçlarına hizmet ediyorsa değerli sayılır; aksi hâlde bunlar tahammül edilemez düşüncelerdir. Gerçekle bağdaşmayan, başkalarının zararına olup yalnızca kendi çıkarlarına uygun plan ve hedeflerine ulaşamadıklarında öfkelerine hâkim olamaz, saldırganlaşır, çöker, hatta ağır psikotik tablolara girebilirler.
Böylece Narkissos’un adı, bir kahramanın hikâyesinden çıkıp insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin adı olur. Narsisizm, bir yanda yaşamı sürdürmek için gereken ölçülü bir benlik sevgisini, öte yanda bu sevginin sınır tanımadığında yol açtığı yıkımı anlatır. Bugün de aynı kavram, insanın kendine hayranlığı ile dış dünyayı tanıma çabası arasındaki hassas dengeyi anlatmak için kullanılır.
Bu yazı, Vikipedi'deki Narsisizm maddesinden yararlanılarak derlenmiştir (CC BY-SA 4.0).








