1116 Hıdırellez'i, Orkney'de iki liderin karşı karşıya geldiği bir gün olarak hatırlanır. Magnús Erlendsson ve Hákon Pálsson, Orkney Erleri olarak birlikte yönetimlerini sürdürürken, Hákon'un büyüyen öfkesine karşılık Magnús, hayatını kurtarmak için üç teklif sunar. İlkinde Roma ve Kudüs'e gidip “her iki ruhumuzu kurtaracağız” diyerek geri dönmeyi reddedilir. İkinci teklifinde ise İskoçya'da esaret hayatı önerilir, yine kabul edilmez. Üçüncü ve son teklifinde ise kendisini ayırmak, kör kılmak ve hapse atmak talep edilir; Hákon başlangıçta bu teklifi kabul etmeye hazır görünür.


Orkney'nin kabile liderleri, “Birinizin ölmeyi kabul etmesi gerekir” diyerek Hákon'u ikna eder. Hákon, “O zaman onu öldürün!” diyerek, Magnús'un ölümünü talep eder. Magnús Erlendsson'un katliimi, Orkney Erleri Destanı'nın merkezinde yer alır ve iki on yıl sonra bir azize olarak kabul edilmesine yol açar. Bu süreçte, Magnús'un hayranlığı artar ve onun kalıntılarını barındıran St. Magnus Katedrali, Kirkwall'da hâlâ ayakta durur.

Hákon Pálsson ise, başlangıçta Magnús'un takipçilerini baskı altında tutmuş olsa da, sonrasında kalbini değiştirir. Roma ve Kudüs'e seyahat eder, Ürdün Nehri'nde yıkanır ve Orkney'ye “iyi bir yönetici” olarak döner. Bu dönüşüm, halkın onu sevmesine ve Hákon'un soyunun lider olarak kabul edilmesine sebep olur.


Orkney Erleri'nin mirası, Viking döneminde kurulan Norveç miras geleneğiyle şekillenmiştir. Bu sistem, ailenin eşit paylara sahip olduğu bir bölüşme esasına dayanır; bu yüzden genellikle iki veya daha fazla erle birlikte yönetim kurulur. 11. ve 12. yüzyıllarda Orkney, Shetland ve Caithness'i kapsayan bir krallık haline gelir ve Håkon ile Magnús'un hikayesi, bu karmaşık mirasın bir yansımasıdır.








