Orta Çağ'da eşekler, genellikle insan aptallığının bir sembolü olarak görülüyor; cahil köylüleri, öğrenmeye hevesli olmayan öğrencileri veya yetersiz öğretmenleri temsil eden komik figürler olarak kabul ediliyordu. Ancak tarihçi Dr. Kathryn Smithies, bu hayvanların aslında sadece alay konusu olmadığını, Orta Çağ toplumunda pek çok farklı amaçla kullanılan dayanıklı ve güvenilir yardımcılar olduklarını belirtiyor.

Dr. Smithies, o dönemde eşeğin hem bir yük hayvanı olarak değer gördüğünü hem de "iyi bir Hristiyan" figürünü temsil ettiğini vurguluyor. Sağlam ve dengeli yapıları sayesinde Alpler'in geçilmesinde, ticaret yollarında yük taşımacılığında ve yerel pazarlara mal ulaştırılmasında eşeklerden yararlanılıyordu. Hatta bazı bölgelerde eşeklerin değirmen taşlarını çevirdiği veya saban çektiği biliniyor.

Eşeklerin Orta Çağ'daki şaşırtıcı kullanım alanları bunlarla sınırlı değildi. İnsanlar, vasiyetnamelerinde eşeklerini kiliselere bağışlayarak ruhlarının kurtuluşu için dua edilmesini güvence altına alıyorlardı. Bu durum, hayvanın döneminde ciddi bir maddi değeri olduğunu da kanıtlıyor. Ayrıca eşek derisi, dayanıklılığı nedeniyle ayakkabı yapımında kullanılıyordu; 13. yüzyıl ilahiyatçısı Albertus Magnus'un da eşek derisinden yapılmış ayakkabılar giydiği kayıtlara geçmiştir.

Tarihi kaynaklar, eşeklerin bazen sıra dışı alanlarda da kullanıldığını gösteriyor. Örneğin, evdeki haşerelerden kurtulmak için eşek akciğerinin yakılarak dumanının kullanılması öneriliyordu. Öte yandan, dönemin güzellik anlayışında da eşeğin yeri vardı; saçlarını kıvırcık yapmak isteyenlerin yaban eşeği dışkısı ve öküz safra kesesi karışımıyla saçlarına bakım yaptığına dair tarifler bulunuyordu. Her ne kadar eşek eti tüketmek genellikle bir tabu olsa da, Antakya kuşatması (1097-1098) gibi gıda kıtlığının yaşandığı çaresiz zamanlarda, haçlı seferlerine katılanlar tarafından tüketildiği de tarihi kayıtlarda yer alıyor.




