İnsanlık tarihi boyunca medeniyetlerin kaderini tayin eden nice savaşlar, kıtlıklar ve doğal afetler yaşanmıştır; ancak hiçbiri, 14. ortasında Avrupa’yı ve Avrasya’yı pençesine alan o büyük kabus kadar derin izler bırakmamıştır. Genellikle hıyarcıklı veba formunda, bazen de pnömonik ve septisemik türleriyle ortaya çıkan bu felaket, insanlık tarihinde kaydedilmiş en ölümcül salgın olarak kayıtlara geçmiştir. Avrasya ve Kuzey Afrika’da yetmiş beş ila iki yüz milyon arasında insanın ölümüne yol açtığı düşünülen Kara Ölüm, aslında yüzyıllar boyunca insanlığı sarsan ikinci büyük veba salgınının da başlangıcı olmuştur.
Karanlık günlerin kökeni her ne kadar Orta Asya veya Doğu Asya olarak tahmin edilse de salgının ilk kesin görünümü 1347 yılında Kırım’da gerçekleşmiştir. Kırım’dan Ceneviz gemilerindeki siyah farelerin sırtındaki pireler vasıtasıyla yola çıkan bu ölümcül dalga; Akdeniz Havzası’nı aşarak Konstantinopolis, Sicilya ve İtalyan Yarımadası üzerinden Afrika, Batı Asya ve Avrupa’nın dört bir yanına ulaşmıştır. Bilimsel veriler, karaya çıktıktan sonra hastalığın kişiden kişiye pnömonik veba yoluyla hızla yayıldığını, bu sayede sıçan pirelerinin tek başına açıklayamayacağı bir süratle iç bölgelere ulaştığını göstermektedir. 1315-1317 Büyük Kıtlığı'nın hemen ardından Geç Orta Çağ'ı vuran bu ikinci büyük doğal afet, Avrupa nüfusunun yüzde otuz ila altmış gibi devasa bir oranını yok etmiştir.
İlahi Gazap İnancından Günah Keçilerine
Hastalığın dehşeti karşısında çaresiz kalan 14. yüzyıl insanı, ilk refleks olarak bu felaketi "Tanrı'nın insanları cezalandırması" şeklinde yorumlamıştır. Onyedinci yüzyıla kadar süren bu yaygın kanaate göre din adamları; halkın Tanrı'yı unuttuğunu, emirlerine itaat etmediğini ve birbirini sevmeyi bıraktığını, bu yüzden de bu korkunç cezaya çarptırıldığını savunmuştur. İnsanlar, gökyüzünde beliren kuyruklu yıldızları bile ilahi gazabın birer işareti saymış; örneğin 1582 ve 1606 yıllarındaki kuyruklu yıldızların dünyaya farklı veba çeşitleri getirdiğine inanmıştır. Görkemli katedrallerin ve duaların çaresiz kaldığı bu dönemde, felaketin gerçek sebepleri anlaşılmaktan çok uzaktı.
Toplumdaki büyük panik ve çaresizlik, kısa sürede günah keçileri yaratılmasına ve tarihin en karanlık insanlık dışı olaylarına zemin hazırlamıştır. Dönemin din adamları ve yöneticiler, salgının yayılmasından farklı din mensuplarını, özellikle de Yahudileri sorumlu tutmuştur. Yahudilerin şehirlerin su kuyularını zehirleyerek Hristiyanlığı ortadan kaldırmak istediği yönündeki asılsız iddialar bir saman alevi gibi tüm Avrupa’ya yayılmıştır. Halkın zehirli suları içmemek için sadece yağmur ve nehir sularına yönelmesi ise hastalığın yayılmasını daha da tetiklemiştir. Sorgusuz sualsiz katledilen binlerce Yahudi ya yakılmış ya da canlı canlı toprağa gömülmüştür. Provence’tan Viyana’ya kadar uzanan bu şiddet dalgasında Polonya Kralı Büyük Casimir gibi bazı idareciler koruma politikaları izlese de on binlerce insan kurban edilmekten kurtulamamıştır.
Bilimin Aydınlığında Yersinia Pestis ve Diğer Salgınlar
Yüzyıllar boyunca batıl inançların ve komplo teorilerinin gölgesinde kalan vebanın ardındaki gerçeğe ancak modern dönemde ulaşılabildi. Günümüzde kabul edilen baskın teoriye göre; kuraklık sebebiyle otlak alanlardan insanların kalabalık yerleşim yerlerine kaçan kemirgenler, pireler ve keneler salgının hızını büyük ölçüde artırmıştır. Yersinia pestis adı verilen basil, 1894 yılında Hongkong'daki bir salgında Alexandre Yersin tarafından keşfedilmiş; bu basilin kemirgenlerde bulunduğu ve farelerin ana bulaşma kaynağı olduğu kanıtlanmıştır. Basilin pirelerin sindirim sistemini tıkamasıyla daha agresif hale gelmelerine ve binlerce mikrobu kurbanlarına aktarmasına yol açan bulaşma mekanizması ise 1898'de Paul-Louis Simond tarafından çözülmüştür.
Aslında veba salgınları insanlık tarihinin yabancı olduğu bir olgu değildir. Araştırmalar, vebanın ilk kez Erken Tunç Çağı'nda, M.Ö. 3000 civarında "Neolitik Düşüş" ile ilişkili olarak görüldüğünü öne sürmektedir. Doğu Roma İmparatorluğu'nu sarsan ve iki asır boyunca kendini yenileyen Justinianus Veba Salgını, 745 yılında baş gösteren ve Konstantinopolis'i hayalet şehre çeviren Sicilya Vebası, tarihin akışını değiştiren felaketlerden sadece birkaçıdır. Daha yakın tarihlerde ise 1629-1631 İtalyan vebası yaklaşık 280.000 kişinin, 1665-1666 Büyük Londra Vebası ise 100.000'e yakın insanın hayatına mal olmuştur. On dördüncü yüzyıldaki Kara Ölüm ise 475 milyon olan dünya nüfusunu 350-375 milyona düşürmüş; diğer faktörlerle birlikte Avrupa nüfusunun 1300 yılındaki seviyesine ancak 1500 yılında geri dönebilmesine neden olan derin ekonomik ve sosyal çalkantılar yaratmıştır. Geçmişin bu acı tecrübeleri, bugün dahi insanlığın salgın hastalıklar karşısındaki kırılganlığının en somut tarihi dersi olarak durmaktadır.
Bu yazı, Vikipedi'deki Kara Ölüm maddesinden yararlanılarak derlenmiştir (CC BY-SA 4.0).





