“Bir metni hangi koşullarda okuduğunuz kadar, hayatınızdaki karşılığı da önemli. Sıradan okumadan çıkıp bu süreci yaratıcı kılmak, metni yeniden biçimlendirir. Artık sayfada durduğu gibi durmaz anlatı.”
Yazar İsmail Güzelsoy, İthaki Yayınları'ndan çıkan yeni kitabı Okurken Yaratmak: Meraklı Okurlar İçin Kurmacanın Gizemleri'yle okuru pasif bir izleyici olmaktan çıkarıp anlatının ortak bir yaratıcısına dönüştürüyor. Edebiyatı kuralcı yaklaşımlardan özgürleştirip ilham veren bir şenlik ateşine dönüştüren bu özel çalışma, hem okurun yaratıcı potansiyelini harekete geçiriyor hem de kurmacanın mutfağına dair ilk basamağı kuruyor. İsmail Güzelsoy'la yeni kitabı Okurken Yaratmak, okuma eyleminin dönüştürücü gücü, kurmaca teknikleri ve okumanın incelikleri üzerine konuştuk.

Okurken Yaratmak: Meraklı Okurlar İçin Kurmacanın Gizemleri adlı yeni kitabınızda okuru pasif bir alıcı olmaktan çıkarıp yaratıcı sürecin parçası haline getiriyorsunuz. Aslında bu yaratımın mutfağını da gösteriyorsunuz denebilir. Sizce okur ne zaman yaratmaya başlar? İyi bir okuma ile sıradan bir okuma arasındaki temel fark nedir?
Sıradan bir okuma anlatının gösterdiği yere bakar; analitik bir okuma neden oranın gösterildiğini de sorgular. Metinler birer potansiyeldir, yalnızken ölüdürler. Aynı metni beş ayrı insana verip okutun ve ne hissettiklerini inceleyin. İnsanların yaşadıkları hayat, artı okudukları, artı okuma biçimleri, okuduklarına anlam katar. Bir metni hangi koşullarda okuduğunuz kadar, hayatınızdaki karşılığı da önemli. Sıradan okumadan çıkıp bu süreci yaratıcı kılmak, metni yeniden biçimlendirir. Artık sayfada durduğu gibi durmaz anlatı.

Yıllar boyu okuma çabalarımda kılavuza ihtiyaç duyduğumu hatırlıyorum. Yüksek lisans öğrencisiyken Wayne Booth'un Kurmacanın Retoriği kitabını derste işlemiştik ve bunun gibi yönlendirici, başucu kitaplar olmadığı için hayıflanırdık. Bu kitapta da kurmacaya dair bazı temel meseleleri ele alıyorsunuz. Bu açıdan baktığınızda, Okurken Yaratmak biraz da bu konulardaki eksikliğe verilmiş gecikmiş bir cevap mı?
Teşekkür ederim, ne kadar incelikli bir karşılama! Yıllar boyu okuma çabalarımda kılavuza ihtiyaç duyduğumu hatırlıyorum. Birileriyle aynı kitabı okuyup farklı sonuçlar çıkarmamın nedenlerini merak ettim, bazı yorumlar karşısında heyecana kapıldım ve kendi yorumlama kapasitemi sorguladım, bir metni yorumlayabilecek yeterlikte olmadığımı düşündüm. Benim edebiyat estetiğiyle cebelleşme maceram 90'larda böyle başladı. Metinlerin derin boyutlarına inebilmek, keşifler yapabilmekti derdim. Muazzam eserler var önümüzde ama bunlarla halvet olabilmek için doğru bir başlangıç noktası bulabilmek zor. Estetik kuramlarıyla uğraşan insanlar gerçekten çok donanımlı. Bu insanların kitaplarında tartıştığı meselelere ulaşabilmek için kavramsal bir ilk basamağa ihtiyaç duyulur genelde. Bu nedenle, edebiyatı ölçümleyecek temel kavramları anlaşılabilir kılabileceğim bir kaynak yazmaya karar verdim ama bunun formatı biraz eğlenceli olmalıydı. Çünkü sanat öncelikle bir haz alanıdır. Bizim coğrafyada her şeyi kasvetli hale getirebiliyoruz, bari edebiyatın şenlik ateşi sönmesin istedim. Bütün kitabın tek bir diyalogdan oluşması fikri böyle oluştu bende.
Sizce kurmaca nedir? Kurmaca ile kurmaca-dışı arasındaki temel ayrım nerede başlar? Örneğin bir romanı diğer kurmaca türlerinden ayıran temel özellikler nelerdir?

Kurmaca, gerçek dünyadan devşirilen malzemeyle, gerektiğinde o dünyanın kavramsal düzenini de dönüştürerek, doğruluk iddiası taşımayan bir anlatı evreni kurmaktır. Bu iddiasızlık yazarla okur arasında örtük bir sözleşmenin ilk maddesini oluşturur bir bakıma. Kurmaca-dışı gerçekle ölçümlenirken, kurmacanın temel ölçütü tutarlılıktır. Bir kurmaca eser en saf gerçeği bile anlatmaya kalkışsa, iç tutarlılık esastır. Genelde felsefi sistemler için kullanılan bir ölçüt bu, biliyorum ama aynı tartı kurmacada da işe yarar.
Bir edebi eserin inandırıcılığı, ikna ediciliği, onun gerçeklikle kurduğu ilişkiden daha önemli bence. Roma'nın en temel ayrımının organik bütünlük olduğuna inanıyorum. İlk bakışta çok dağınık ve geniş bir evrende hareket ediyor gibidir yazar. Kısmen doğru bu ama aynı zamanda bu geniş ve dağınık evrenin bileşenlerinin iyi bir patika oluşturup kinetik olarak birbirine bağlanması şart. Bu bakımdan roman kolay gibi görünür ama aslında diğer hikâye ediş yordamlarından çok temel bir noktada ayrışır. O da anlatının birikerek oluşması. Kabaca söylemek gerekirse, öykü bir gerilla mücadelesi, roman bir meydan muharebesi… Haliyle, romanın dramaturjisi de daha içe işleyen, yavaş salınımlı olur.









