Hepimiz, gün boyu okula, işe veya markete giderken yürüyoruz. Çoğu zaman adımlarımızın farkına bile varmadan gerçekleştirdiğimiz bu sıradan eylem, üzerine çok düşünmediğimiz bir ritüel halini almış durumda. Sinan Özdemir'in 160. Kilometre etiketiyle yayımlanan Köpek Şapkalı Adam adlı eseri, okuru tam da bu yürüyüşlerin anlamı üzerine derin bir düşünceye davet ediyor. Yazarın novella-şiir olarak tanımladığı bu metni, modern insanın kentteki varoluş çabasını gözler önüne seren bir destan olarak okumak mümkün.

Eski destanların kahramanları bir amaca doğru ilerlerken, Özdemir'in anlatıcısının döneceği bir İthaka'sı veya onu bekleyen bir Penelope'si yok. Modern çağın kahramanı, elinde sadece yürüyüşüyle bir yere varma arzusundan ziyade, hayata katlanma çabasıyla adımlar atıyor. Başındaki köpek kulaklı şapka, hem çocuksu bir savunma mekanizması hem de kentin gri kalabalığı içinde bireyin tutunduğu bir yoldaş görevi görüyor. Bu şapka çıkarıldığı anda, kahramanın duyduğu korku belirginleşiyor.

Kitapta yürüyüşün bedeli, anlatıcının bedenine yansıyan seğirmeler, stres ağrıları ve tikler üzerinden okunuyor. Sinan Özdemir; metro koridorları, alışveriş merkezleri ve yıkılan apartmanlar gibi hepimizin aşina olduğu mekânları anlatırken, tanıdık olanın çatladığı anları ustalıkla yakalıyor. Eşyaları bir liste halinde sıralaması ise sadece pandemi günlerinin izlerini değil, dağılmakta olan bir benliğin kendini sabitleme çabasını da temsil ediyor.

Anlatının cümle yapısı da bizzat anlatıcının yürüyüşüne eşlik edercesine virgüllerle uzuyor, köşe dönüyor ve bazen tökezleyerek ilerliyor. Perec, Dostoyevski ve Thomas Bernhard gibi isimlerin rehberliğinde şekillenen bu eser, metropolün karmaşasında kaybolmamaya çalışan insanın modern destanı olma özelliği taşıyor. Köpek Şapkalı Adam, sadece sokakları değil, insanın içsel yolculuğunun kırılgan haritasını da başarıyla çiziyor.