Minyoung Kang'ın Çiçekçi Kadın romanı, ilk sayfalarında son yılların tanıdık Kore edebiyatı rafını hatırlatıyor: içeri biri girer, derdini anlatır, bir bitki alır ve iyileşir. Mekân bir bitki dükkânı, sahibi genç bir kadın, avluda kediler vardır. Ancak otuz sayfa sonra bir kürek havaya kalkar ve masal orada biter. Geriye tek bir soru kalır: Herkes kendi hukukunu kurmaya kalkarsa ne olur? Kang'ın cevabı kitapta saklıdır: Bakmak ve öldürmek aynı elin işidir. Yuhui bitkilere neden bakıyorsa insanları da o yüzden öldürür; bir şeyin yaşaması için onu bozan sebebin kökünden sökülmesi gerekir. Kendi cümlesiyle: "Sebep ortadan kaldırılmadıkça sorun da ortadan kalkmazdı." (s.35)
Kang, sinema dergisi CAST'ın genel yayın yönetmeni ve yazarıdır. Daha önce Don't Let Me Freeze Up, Please adlı romanı ile Ride a Bicycle and Keep Going adlı deneme kitabı yayımlanmıştır. Öykülerini ise Güney Kore'nin popüler e-kitap platformu RIDIBooks'ta okurlarla buluşturur. Çiçekçi Kadın, Kore'de 2024'te yayımlanmış, Türkçeye Selen Demirtaş çevirmiştir. Kitap Timaş Yayınları etiketiyle raflarda yerini almıştır.
Yuhui, iyileştirmeye inanan biri olarak başlar romana. "İnsanların da bitkiler gibi olduğuna inanırdı. Tıpkı bitkiler gibi insanların da budanıp şekil verildiğinde iyileşebileceğini, küçük dokunuşlarla daha doğru bir yola girebileceğini düşünürdü." (s.12) Bu inancın aşınması romanın asıl hikâyesidir. İlk sevgilisi bitkilere hoyratça davranır, dalları koparır, yaprakları ezer. Yuhui defalarca anlatmayı dener; sesini yükseltmeden, kırılan saksıları önüne dizerek. Adam "Yani beni gece vakti bunun için mi çağırdın?" diye sorar. (s.20) İşe yaramaz. O gece Yuhui elindeki çapayı fırlatır. Roman bu ilk cinayeti tek cümleyle geçer: "Sarı saplı çapa hedefini şaşmadan buldu." (s.24) Aynı el, ilk kez ikisini birden yapar: önce budamayı dener, sonra kökünden söker.
Bu ikilik dükkânda da sürer. Yuhui her kadına bir bitki verir ve o bitki aslında bir teşhistir. Hyunjin'e petunya verir; çiçek açtığında güzel ama kışın bakımı meşakkatli bir türdür (s.44). Saksısı kırık geldiğinde onu tamir ederken en pahalı kurdeleyi çıkarıp çiçeğin böyle bir süse zaten ihtiyacı olmadığını söyler (s.50). Babasının şiddeti altında büyüyen Minha'ya taş taklidi yapan lithops verir: "Bir taş gibi görünüyor ama bu da onun kendini saklama yöntemi işte." (s.84) O da ezilince zehirli cerbera odollam uzatır: "Bunu bir kalkan gibi düşün." (s.100) Myeongha'ya kavurucu çölde bile kendi kendine büyüyen agave verir; Myeongha da kısa süre sonra güneye gider. Dükkân bir sığınak değil, muayenehanedir.
Aynı özenle seçtiği aletler de öldürür. Kürek toprak beller, sonra kafatası kırar. Bahçe öğütücüsü "kütüğü de kontrplağı da anında biçer" diye satılmıştır (s.134-135). En iyi bulunmuş şey ise gübredir: Cesetler ortadan kalkmaz, güzelliğe dönüşür. İnsanlar avluya gelip o toprakta biten yaprakların fotoğrafını çeker, dükkân o fotoğraflar sayesinde meşhur olur. Kang bu ironinin altını hiçbir yerde çizmez; en beğenilen tarafı da budur.
Dükkâna sırayla dört kadın gelir ve dördünün de adı vardır. Hyunjin sevgilisinin duygusal şantajına sıkışmıştır; adam bir gün "Bu kez gerçekten... Bu kez gerçekten ölüp gideceğim" diye sayıklar (s.52), ertesi gün "Beni sevmiyor gibisin" diye suçlar (s.57). Minha lise öğrencisidir, babası hem onu hem annesini döver. Suji sokak kedilerine işkence eden adamı ihbar etmiştir; adam beş yüz bin won ceza almış, sonra dönüp onu takip etmeye başlamıştır. Myeongha Vietnam kökenlidir, müdürünün ırkçılığına maruz kalır, sonra onun masasında şirketin erkeklerinin kurduğu bir sohbet odası görür: İçeride kadın çalışanların rızasız fotoğrafları (s.161) ve iğrenç cinsel söylemler dolaşmaktadır (s.153).
Dördünün de adı olması rastlantı değildir. Kang kitabın sonundaki notta anlatır: Bir eleştiri atölyesinde, metnin ilk öykü hâli konuşulurken bir erkek katılımcı sormuş, "Erkekler çok sebepsiz yere ölmüyor mu?" (s.206) Kang o soruyu duyunca okuduğu ana akım öykülerde sebebi açıklanmadan ölen kadınları hatırlamaya çalışmış, başaramamış: "Bu çok doğaldı, çünkü onların bir adı yoktu. Vurgulanan tek şey, 'ölme' eylemiydi." (s.206) Roman bunun cevabı olarak yazılmıştır: Kadınlar adlı, erkekler adsız. Şiddetin gösterilme biçimi de aynı hesaptan gelir. Ölümlerin neredeyse hepsi elipsle geçilir, kamera dönüp bakmaz. İki istisna vardır: Kedilere işkence eden adam ve Yuhui'nin kendi faili. Yalnız o ikisinin ölümü sayfalarca sürer. Roman böylece sessiz bir hiyerarşi kurar; bazı ölümler anlatılmaya değerdir, kalanı toprağa karışır.
En çok akılda kalan yer Suji'nin polisle konuşmasıdır. Aynı cevabı defalarca almıştır: "Size doğrudan bir zarar gelmiş değil ki." Suji sorar: "O zaman ben... benim böyle acı çekmem zarar değil de ne?" (s.117) Bu cümle Kore'de kalmaz; Türkiye'de de bir kadın karakola gittiğinde aynı hesabın içine düşer, aynı cümleyi duyar: Aile meselesi, aranızda halledin. Roman, kadına yönelik şiddetin ve adaletsizliğin sınır tanımadığını, her coğrafyada aynı sessizlikle örtüldüğünü gözler önüne serer.







