Yeni bir genetik araştırma, Orta Çağ denizcilik tarihinin olağanüstü bir bölümüne dair kanıtlar ortaya çıkararak aynı Polinezyalı denizci grubunun, aralarında yaklaşık 7.000 kilometre açık okyanus bulunan Hawaii ve Paskalya Adası'nın her ikisine de yerleştiğini öne sürdü.

Bu ay Science dergisinde yayımlanan araştırma, Pasifik Okyanusu'ndaki en ücra adalardan bazıları arasında daha önce bilinmeyen genetik bağlantıları ortaya koyuyor. Araştırma, Orta Çağ Polinezyalı denizcilerinin insanlık tarihinin en uzun deniz yolculuklarından bazılarını gerçekleştirme beceri ve bilgisine sahip olduğunu gösteriyor.

Stanford Üniversitesinde genetik ve biyomedikal veri bilimi yardımcı doçenti ve çalışmanın eş kıdemli yazarı Alexander Ioannidis, “Bu makalede ortaya çıkardığımız şey, Hawaii'nin yerli halkının nereden geldiğidir” dedi. “Hawaii, Kuzey Yarımküre'deki tek Polinezya adasıdır; dolayısıyla her yerden oldukça uzaktır” diye ekledi.

Polinezya'nın yerleşimi, Orta Çağ keşiflerinin en büyük başarılarından biriydi. Yüzyıllar boyunca yetenekli denizciler engin okyanus alanlarını aşarak Pasifik Okyanusu'ndaki, kabaca Kuzey ve Güney Amerika'nın toplam yüzey alanına eşit büyüklükteki bir bölgeye dağılmış adalarda topluluklar kurdu.

Daha önceki genetik araştırmalar, Samoa'nın da içinde bulunduğu batı Polinezyasından Cook Adaları ve Tahiti'nin yer aldığı Sosyete Adaları üzerinden Mangareva'ya ve Rapa Nui olarak da bilinen Paskalya Adası'na uzanan bir göç dizisini izlemişti.

Yeni çalışma, bu genişlemenin zamanlamasına ilişkin ek kanıtlar sunuyor. Araştırmacılar, Tahiti'den 581 bireyin genetik bilgilerini analiz ederek adanın MS 1069 civarında bir kurucu nüfus darboğazı yaşadığını ve o dönemde üreme çağındaki bireylerden oluşan etkin nüfusunun yaklaşık 837 olduğunu tahmin etti. Gerçek yerleşimci nüfusu daha büyük olmalıydı; çünkü bu tahmin çocukları ve yaşlıları kapsamıyor.

Bu bulgu, Sosyete Adaları'nın yerleşimini 11. yüzyıl ile 12. yüzyılın başlarına yerleştiren önceki arkeolojik ve genetik tahminlerle örtüşüyor.

Araştırmacılar ayrıca Rapa Nui'ye yaklaşık MS 1210'da yerleşildiğini öne süren daha önceki kanıtlara işaret ediyor. Ancak ada artık Polinezya genişlemesinin son durağı olmaktan çok, Hawaii'ye yerleşen denizci toplulukla yakından bağlantılı görünüyor.

“O çalışmayı ilk yaptığımızda Paskalya Adası'nın son durak olduğunu düşünmüştük; ancak şimdi Hawaii'ye uzanan bu yolun bir parçası gibi görünüyor, bu gerçekten inanılmaz” dedi Ioannidis. “Hawaii'ye kadar tüm yolu kat ettiğinizde bir dizi kurucu etkinin sonuna ulaşmış olursunuz; dolayısıyla bu gerçekten çok yoğun.”

Bu bağlantıları araştırmak için uluslararası araştırma ekibi, Fransız Polinezyası genelinde 1.050 bireyin tüm genom dizileme verilerini, Rapa Nui, Hawaii, Samoa ve Tonga'dan gelen ek genetik bilgilerle birlikte analiz etti. Polinezya kökeniyle ilişkili kalıtsal DNA segmentlerine odaklandılar; bu da daha eski nüfus ilişkilerini daha yeni genetik karışımlardan ayırmalarını sağladı.

Sonuçlar, Hawaii yerlilerinin Polinezya genetik kökenini, coğrafi olarak daha yakın olan Markiz Adaları da dâhil olmak üzere diğer adalardaki nüfuslardan çok, Rapa Nui halkıyla daha fazla paylaştığını gösterdi. Bir sonraki en yakın bağlantı, Rapa Nui'nin yaklaşık 3.000 kilometre doğusundaki Mangareva ileydi.

Bu, Hawaii ve Rapa Nui'ye, daha derin ataları Mangareva'ya dayanan birbiriyle yakından ilişkili denizci grupları tarafından yerleşildiğine işaret ediyor. Bu bulgu, yerleşimcilerin doğrudan Paskalya Adası'ndan Hawaii'ye gittiğini kanıtlamıyor; ancak her iki varış noktasına da ulaşabilen ortak bir denizcilik geleneğine işaret ediyor.

Araştırmacılar, önerdikleri bu uzun mesafeli deniz yolculuğu yapan nüfusa “büyük okyanus yolculuğu” anlamına gelen Holomoana Nui adını verdi.

Bulguları ayrıca Hawaii'nin yerleşimine ilişkin daha önceki teorilere yeni bir boyut katıyor. Arkeolojik ve dilsel kanıtlar, Markiz Adaları'nı sıklıkla Polinezya genişlemesinin önemli bir merkezi olarak tanımlamıştır. Genetik kanıtlar Markiz Adaları'nın daha geniş önemini destekliyor; ancak Hawaii'nin kurucu nüfusunun daha yakın atalarının Mangareva üzerinden geçtiğini öne sürüyor.

Çalışma ayrıca Polinezyalı denizcilerin, Avrupalıların Pasifik'i keşfinden önce Güney Amerika'ya ulaştığını ve Amerika yerlileri topluluklarıyla temas kurduğunu gösteren daha önceki araştırmalarla örtüşüyor.

Çalışma, Orta Çağ denizcilik tarihini yeniden kurmanın ötesinde, günümüz Polinezya nüfuslarının sağlığına ilişkin önemli içgörüler sunuyor. Görece küçük bir denizci grubu her yeni yerleşim kurduğunda, özgün topluluklarının genetik çeşitliliğinin yalnızca bir bölümünü taşıyordu. Bilim insanları bunu kurucu etki olarak adlandırıyor. Ardışık nesiller daha fazla yerleşim kurdukça bu etkiler birikti ve belirli genetik varyantları olağandışı biçimde yaygın hâle getirdi.