Müdürüm her sabah olduğu gibi gazetesini iki eliyle sıkıca kavramış, pencereye doğru dönmüştü. Sayfaların arkasından sordu bir ara. Bir saattir çekmecelerin, evrak dolaplarının altını üstüne getirdiğimi biliyordu. Bulsam tepki vermez miydim? Dikkatin dağılmasın diye karışmak istemiyorum, yanlış anlama diyordu.

Onun rahat halinin aksine en zor günümü yaşıyordum iş yerinde. Genel müdürün üzerinde düzeltmeler yaptığı çok önemli tabloyu bulamıyordum. Müdürümün sorumluluk alacağını, beni kurtarmaya çalışacağını sanmıyordum. Genel müdür huysuzun tekiydi ve söyleyebileceğim hiçbir şey yoktu.

Toplantı odasındaki hali gelmişti gözümün önüne. Elinden hesap makinesini düşürmüyordu. Tek tek bölüyor, çarpıyordu rakamları. Parmakları tuşlarda ustalaşmıştı. Üstlerine armağan edeceği her sayı kendi elinden geçsin, her şeyi önce o bilsin, kontrol etsin, emin olsun istiyordu. Hiç kimseye, bilgisayarlara bile güvenmiyordu.

Sıkıntı basmıştı iyice. Koltuğumda doğrulup başımı ellerimin arasına aldım. Boş boş bakıyordum bilgisayar ekranına. Daire başkanı da izinli olacak zamanı bulmuştu. Müdürüm gazetesinden gözlerini kaldırıp süzdü bu defa. Sonra elinin tersiyle sayfaları düzeltip sabah keyfine devam etti.

Ümitlerim tükeniyordu artık. Ne yapacaktım? Ne olursa olsun, gidip söylemekten başka çare yoktu. Ama hemen yapmalıydım bunu. Genel müdürün sekreteri Cahide Hanımla aramın iyi olduğuna sevinmiştim ilk defa. Odadan çıkıp o uzun koridoru adımlamaya başladığım sırada karamsarlık çökmüştü iyice.